AZALDIĞIMLA KALMADIM

e-Posta Yazdır PDF

AZALDIĞIMLA KALMADIM
Rüzgar Hafif
azaldığımla kalmadım
yokluğum tükendi
sessizlik sarsarken
hayalini
tüm kırıklıklarım zedelendi
katlanmış kağıt gibi
ve sonra
o yılan göründü
yarısı beyaz yarısı siyah
yuvarlak olmuş
kuyruğunu ağzında tutan
ve tarih tekerrür etti
bir kez daha


Buraya ait hissetmiyordum kendimi. Hiçbir yere ait değilmişim gibi. Toplum içinde bir aidiyetsizlik söz konusu bana karşı, bireysellikten sıyrılamıyorum. Yalnızım.

Yoklukla varlık arasında çırpındım bir süre. Sonra "yok" oldum. Tüm karalamalarım seni hatırlattı sonradan. Seni anımsamak hoşuma gidiyordu sanırım. Belki de aslında seni unutamamaya bir sorun olarak bakmak daha doğru olurdu; ama mantık beni terk edeli çok oluyor. Beni terk edişini düşünmek bile bana güven verir oldu. Sürekli aynı sahne gözümün önüne geliyor ve biraz daha "yok"a yaklaşıyorum.

Sıraselvilerde bir taş oldum sonradan. Dondurucu soğuklarda buz kesen. Sanırım bir dalga kıran olmak daha çok yakışırdı bana; küçük bir taş olabildim ancak, İstanbul sokaklarında. Çok tekmelendim. Sonrasını düşünmek istemiyorum. Gelecek korkutucu. Gelecek uzak. İleri diye bir şey yok benim yaşamımda.

O sokaktan bu sokağa, kimlerin pabuç uçlarında gezdim kim bilir. Kanalizasyon deliğine bile düştüm bir keresinde. Akıntısına kapıldım kirli suların; İstanbul insanlarının kirli sularının. Uzun bir yolculuktan sonra buluverdim kendimi Marmara'nın serin sularında. Yosunlar sardı etrafımı, balıklar didiklediler. Delik deşik oldum. Aidiyetsizliğe mahkumdum. Belki, dedim... Belki bir dalga kıran alır beni yanına... Olmadı. İstenmediğim her yerden kendi isteğimle ayrıldım. İstenmeyişlerim arasında hangisi daha ağır, seçemedim. Nem oldum, taşın üzerinden sıyrılıp İstanbul'un üzerine uçtum. Yoğunlaştım İstanbul'a. Tüm hüzünlerimi ağladım üstüne, yağdım. Tüm kara bulutlar dostum oldu; akıttık durduk tüm nefretimizi insanlara.

Yağmurdan sonraki toprak kokusu sardı bedenimi. Bir bara gidip taburenin üzerinde saatler geçirdim. Tanıdıklar geldi ve gittiler. Uzun zamandır görmediğim insanları gördüm. Fark edilmedim. Tüm bildiğim, daha önce hep bulunduğum mekanları gezdim birer birer. Bilinende dolaşmanın güveni farklıdır:

O bilinen, gidilmeyen, dingin ve güvenilir yere; ancak belirli zamanlarda gidersin. Yalnızsındır. Çevrendeki insanlardan boğulmuş n'apacağını bilmiyorsundur. Ancak o zaman, o bilindik kapıdan girersin içeri, güvenli kollara bırakırsın kendini. Her yerde senden bir şeyler vardır. Bağımlılığının farkına varamazsın; özgür sayarsın kendini. İnsanlar, olaylar, davranışlar... hep bilindik şeyler. Değişim sürecindeyiz, her şey modernleşiyor. Bir ben eski kaldım. Eski kıyafetler, eski arkadaşlar, eski sevgililer, eski kitaplar, eski parçalar... ben cehennemimi kendimde yaşıyorum.

Tüm eski arkadaşlarda terk etti beni. Özlemsizim. Sana olan özlemim yıkıyor her şeyi.

Cihangir sokaklarında yürürken rastladım ona; ağlıyordu yol kıyısında. "Biliyorum, istemiyorum" der gibi. İlk nefesinde de ağlamıştı. Sardıkları battaniyenin içinde o kadar küçük ve savunmasızdı ki. Taş olmuştu adeta; dondurucu soğukta buz kesen. Terk edilmişliğin bilincinde ufacık bir bebek, çığlık çığlığa, tekmelenmeye başlamak için beklerken.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Anket

Ankara Nasıl Bir Kent?
 

GİRİŞ / KAYIT