Gezgin Gözüyle ANKARA

e-Posta Yazdır PDF

Ankara, Türkiyeli gezginlerle birlikte yerlilerinin de biraz ihmal ettiği, buna karşılık yabancı gezginlerin daha iyi tanıdığı bir kent. Bir başkent olmasından kaynaklanan biraz resmi, siyasi, diplomatik görüntüsü ilk bakışta yanıltıyor ve binlerce yıllık bir tarihin izleri de çok renkli sosyal hayatı da gözden kaçıyor. Belki de bu yüzden Ankara hiç de hak etmediği “gezilecek, görülecek neresi var ki” şeklindeki yanlış bir şöhrete sahip bulunuyor. Halbuki Ankara’ya gezgin gözüyle ayrılacak bir gün bile bu “yanlış ezber”i değiştirmek için yeterli olacaktır. Elbette Antik Dönem’den Cumhuriyet yıllarına, o zor günlerden de bugünün Çağdaş Ankara’sına yapılacak kapsamlı bir yolculuk için bir gün yeterli değildir. Fakat bu bir günde bile görülecektir ki sanıldığının aksine Ankara’da gezilmesi gereken çok yer vardır.

“Gezgin Gözüyle” Ankara gezimizin ilk durağı Ulus ve çevresidir. Antik dönemden kalan eserlerin en eskisi olan Roma Hamamı MS 211’e tarihlenir. Sıcaklık, Soğukluk, Spor Alanı ve Yüzme Havuzu gibi bölümleri oldukça iyi korunmuştur, Roma Hamamı’nı Ankara Kalesi’ne bağlayan Antik Yol’un küçük bir kısmı da ortaya çıkarılmış olup Sümerbank binasının arkasında görülebilir. Bu yol üzerindeki tiyatro binası kaderine terk edilmiş olsa da Roma döneminin az sayıdaki mirası içinde önemlidir. 3 bin kişilik oturma yerlerinin bir kısmı bugün Kale’ye çıkan Hisarpark caddesi altında kalan Odeon’un sahnesi ve yarım daire şeklindeki oturma yerlerinin bir kısmı ayaktadır. Roma İmparatoru Julianus’un kente gelişi onuruna yapılan Julianus Sütunu, Ankara Valiliği binasının önündeki küçük meydandadır.

Roma döneminden kalan diğer bir önemli eser olan Agustus Tapınağı ile Anadolu erenlerinden Hacı Bayram Veli’nin türbesinin de bulunduğu Hacı Bayram Camii birbirlerine yaslanmış vaziyette ayakta durmaktadır. Ortak duvarları nedeniyle, sanki birisi yıkılsa diğerine vereceği zararı düşünerek her ikisi de zamana direnmektedir. Her ikisi de 15. yy eseri olmakla birlikte 18. yy’da onarılan cami bugün de kullanılmakta, ziyarete kapalı olan tapınak ise ancak dışardan görülmektedir. Tapınağın duvarlarındaki Latince ve Yunanca yazılarda Agustus’un yapığı işler listelenmiştir.

Dik yamaçlar üzerinde bir kartal yuvasını andıran Ankara Kalesi, kuşkusuz başkentin görmeye değer yerleri arasında ilk sırada yer alır. Zamanında Ankara’nın üç önemli akarsuyunun (Hatip, Çubuk ve İncesu) birleştiği noktaya hakim bir tepede yer alan kalenin kuruluşu kesin olmamakla birlikte MÖ 3. yy’a kadar uzanır. Kale’nin tarihi aynı zamanda Ankara’nın da tarihidir. Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular Haçlılar, tekrar Selçuklular, Osmanlılar… Dış Kale surları zaman içinde yıkılırken, İç Kale nereyse tamamen korunmuştur. Bugün çok sayıda otantik restoran ve kafelere, butik otellere, sanat galerilerine ev sahipliği yapar. Etlik’ten Çankaya’ya çok geniş bir panoramada Ankara manzarasının ardından Kale’nin burçlarında gün batımını izlemek gerçekten çok keyiflidir.

Kale’nin yanındaki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni gezmeye bir gün bile yetmez ama 1997 yılında 68 müze arasında Yılın Müzesi seçilen bu önemli müzeyi görmeden olmaz. 15. yy’dan kalan bir bedesten üzerinde kurulan müzede, tarih öncesi çağlardan günümüze kalan çeşitli arkeolojik eserler tarih sırasına göre sergilenmektedir.

Ulus ve çevresinde Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan ve bugünde kullanılmakta olan daha birçok cami ve hamam bulunur. Bunlar arasında Selçuklu oyma sanatının güzel bir örneği olan ahşap minberi ile dikkat çeken Alaaddin Camii, Kale içinde yer alır. Ankara’da bir Yahudi Mahallesi olduğunu pek bilen yoktur. Bugün tamamen terk edilmiş gibi görünse de yılda bir kez açılan tarihi sinagog, Anafartalar ve Denizciler caddesi arasındaki bu tarihi mahalleye adını vermeye devam eder.

Ulus’ta aynı zamanda Cumhuriyet Ankara’sının da önemli binaları yer alır. Cumhuriyet’in ilan edildiği 1. Meclis (1920-24) binası bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak kullanılırken bu binadan biraz aşağıda yer alan 2. Meclis (1924-60) binası Cumhuriyet Müzesi olarak düzenlenmiştir. Bu iki bina ile birlikte tam karşılarında yer alan ve bugün Devlet Konukevi olarak kullanılan Ankara Palas bir dönemin en yakın tanıkları olarak ayaktadır. Ulus’ta bulunan Sümerbank, Türkiye İş ve Ziraat bankaları binaları o dönemin mimarisini yansıtan diğer önemli eserlerdir.

Haydarpaşa ve Basmane gibi ilk gar binalarımızı Almanlar yaptığı için Ankara Garı da öyle zannedilir. Halbuki 1935 yılında Mimar Şekip Akalın tarafından yapılan Ankara Garı, Cumhuriyet Türkiye’sinin en önemli yapıtlarından biridir. Öte yandan burada sergilenen ve Atatürk’ün yurt gezilerini yaptığı özel vagonu çalışma saatleri içinde gezilebiliyor. Ayrıca bir zamanların Direksiyon Binası iken daha sonra bir müze olarak düzenlenmiş olan ve Atatürk’ün Çankaya Köşkü’ne taşınmadan önce yaşadığı Atatürk Konutu, konutun alt katındaki Demiryolları Müzesi, Gar binasının yanındaki TCDD Galerisi ve Müzesi ile peronların altından geçilerek ulaşılabilen TCDD Açık Hava Lokomotif Müzesi de burada gezilecek diğer yerler arasında sayılabilir.

Bugün Devlet Resim ve Heykel Müzesi olarak kullanılan tarihi Türk Ocağı binası Türk resim ve heykel sanatı koleksiyonlarına ev sahipliği yaparken buraya komşu Etnografya Müzesi’nde Selçuklulardan bugüne Anadolu’dan derlenen folklorik eserler, silahlar, ağaç işleri vb sergilenmektedir.

Günümüz Ankara’sına geçmeden önce, Ankara’yı başkent yaparak, bu bozkır kasabasının tarihini değiştiren ulu önder Atatürk’ün yattığı Anıtkabir’i ve içindeki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ni görelim. Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole olmak üzere üç kısımdan oluşan Anıtkabir, bir yarışma sonucu Emin Onat ve Orhan Arden tarafından tasarlanmıştır. Müzede yer alan Atatürk’e ait çeşitli hatıralara ilave olarak, Türk, Azeri ve Rus sanatçılar tarafından resim+maket şeklinde büyük panoramalara dönüştürülen Aydın Erkman’ın Çanakkale, Sakarya ve Büyük Taarruz adlı duvar resimleri, gerçek savaş objeleri ile birleştirilerek Kurtuluş Savaşı’nın üç cephesi canlandırılmıştır.

Ankara müzeleri bunlardan ibaret değildir. Oyuncak müzesi deyince akla İstanbul’da yakın zamanda açılan müze gelir. Oysa. 1920’de açılan ve bin beş yüz oyuncağın sergilendiği Ankara Üniversitesi Oyuncak Müzesi, ülkemizin ilk oyuncak müzesidir. Türkiye’nin tek doğa müzesi de Ankara’dadır. MTA Tabiat Tarihi Müzesi’nde milyonlarca yıl önce Ankara’da yaşadığı sanılan bir mürekkep balığı fosilinden gerçek bir “Ay” taşına kadar çok şey görebilirsiniz. Bunlardan başka ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, TRT, Meteoroloji gibi daha birçok özgün müze meraklılarını bekler.

Dünün merkezi Ulus’tan sonra bugünün merkezi Kızılay daha çok işyerlerinin ağırlıkta olduğu bir bölge olmakla birlikte Sakarya ve Yüksel yaya bölgeleri her bütçeye hitap eden restoran, kafe ve barlarıyla her zaman kalabalıktır. Sakarya caddesi aynı zamanda, çiçekçiler ile balıkçıların, Yüksel caddesi kitapçıların, biraz daha yukarıda diğer bir yaya bölgesi olan Olgunlar sokak ise ikinci el kitapçıların mekanıdır. Denizsiz Ankara’da balıkçıların bulunması şaşırtıcı olabilir ama daha da şaşırtıcı olanı buralarda günlük balık bulunabilmesidir. Balık sezonunda Karadeniz’den günlük olarak getirilen balıklar burada “canlı canlı” satın alınabilir.

Kızılay’a adını veren tarihi Kızılay binası çoktan yıkılmış ve yerinde bir türlü bitirilemeyen bir çarşı inşaatı devam etmektedir ama Güven Park ve Ankara’nın simgelerinden Gökdelen şimdilik yerini korumaktadır. Kızılay’da bulunan ve bir diğer yaya bölgesi olarak düzenlenen İzmir Caddesi girişinde yer alan sade bir anıtın önünde duralım. Ankara belki de dünyada en çok kardeş şehri olan bir başkenttir. Kardeş Şehirler Anıtı üzerindeki Kabil ve Ulan Bator ile başlayan listede, aralarında Moskova, Havana, Pekin gibi ünlü başkentlerin yer aldığı 38 kardeş kentin adı yazılıdır.

Kızılay’dan güneye doğru devam edersek çeşitli kamu binalarının ve bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin yer aldığı Bakanlıklar semtine geliriz. Bakanlıklar’dan sonra çok sayıda büyükelçilik binasının bulunduğu Kavaklıdere ve Çankaya semtleri yer alır. Bu bölge aynı zamanda lüks otel ve restoranların bulunduğu Gaziosmanpaşa’nın komşusudur. Başta şık kafeleri ile Arjantin Caddesi, mağazaları ile Tunalı Hilmi Caddesi olmak üzere bu bölge, Ankara’nın modern yüzünü yansıtır. Sheraton Oteli ilginç mimarisi ile Ankara fotoğraflarında hemen dikkat çeker. Bu fotoğraflarda dikkat çeken diğer bir bina Atakule’dir. Türkiye’nin ilk döner restoranının da bulunduğu 127 metrelik Atakule aynı zamanda Ankara’nın en yüksek binasıdır. Üzerindeki seyir terasından Ankara’nın her tarafına bakabilir ve fotoğraf çekebilirsiniz ama bir yönü hariç. Adı Çankaya ile neredeyse özdeşlemiş olan Cumhurbaşkanlığı konutunun fotoğrafının çekilmesi yasaktır. Öte yandan Ayrancı’ya bakışta yoğun yapılaşmanın yarattığı çatı manzarası, Kavaklıdere’ye bakışta büyükelçiliklerin geniş bahçelerinin meydana getirdiği yeşil alanlar ile tam bir tezat oluşturur. Büyükelçiliklerin bulunduğu cadde ve sokakların bazıları bulundukları ülkelerin veya kentlerin isimlerini taşırlar. Örneğin Fransa Büyükelçiliği’nin Paris, İran Büyükelçiliği’nin Tahran caddelerinde bulunması normal ama ABD büyükelçilik konutunun, ABD’nin anlaşamadığı ülkelerin başında gelen İran caddesinde olmasına ne demeli?

Kuzey-Güney yönünde yaptığımız bu gezi boyunca Ankara’nın birçok yerini gördük ama Ankara elbette buralardan ibaret değil. Çankaya’da Dikmen Vadisi, Keçiören’de Şelale ve deneme seferleri başlayan Teleferik, Gölbaşı’nda çevresi gezinti alanı olarak düzenlenen Mogan Gölü, Havaalanı çıkışında Altınpark, İstanbul çıkışında Göksu Park bazı gezinti ve dinlenme yerleri olarak sayılabilir. 1925 yılında kurulmaya başlayan ve içinde Türkiye’nin ilk hayvanat bahçesi, Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin tıpkı-yapımı, tarihi Karadeniz Havuzu ve Devlet Mezarlığı’nın yer aldığı ve aynı zamanda Ankara’nın en büyük yeşil alanı olan Atatürk Orman Çiftliği’ni gezerken meşhur çiftlik köftesini ve dönerini yiyebilir, çiftlik ayranını içebilirsiniz. Gerçek süt tadını hemen fark edeceğiniz çiftlik dondurması da çok ünlüdür.

Anadolu ve dünya mutfaklarının hemen hemen tümünün bulunduğu Ankara’da Ankara yemekleri bulmak çok kolay değildir. Örneğin, Ankara Tavası Denizciler caddesindeki Boğaziçi’nde yenir. Meşhur Ankara Bozası ise Ulus’ta Akman’da içilir. Ayrıca Kaleiçi’nde restore edilen tarihi evlerde mantıdan bazlama ve gözlemeye birçok yerel tat gurmeleri bekler. Literatüre Ankara Evi olarak geçen ve ahşap-kerpiç karışımı yapılan iki yada üç katlı binalar genellikle Kaleiçi ve Hacettepe çevresinde görülebilir. İyi korunmuş bir Ankara evi olan Abidinpaşa Köşkü (eski vali konağı) Ankara Kulübü tarafından restore edilmiş ve Ankara manzaralı bir kültür ve sanat evi olarak halka açılmıştır. Bu evlerin kent ölçeğinde korunduğu bir yer olarak sıkça ziyaret edilen Beypazarı’nda ise (Ankara’ya 100 km) tarhana çorbası, güveç, etli sarma ve 80 kat baklava gibi bazı yöresel yemekler de yenebilir.

Çağdaş kentlerin yazılı olmayan standartları arasında heykel ve anıtlar önemli bir ölçüt kabul edilir. Belediye başkanının talihsiz bir beyanının aksine Ankara, heykel ve anıtları ile çağdaş şehir olmayı hak eder. Ulus meydanındaki Cumhuriyet, Zafer meydanındaki Zafer veya Güvenpark’taki Güvenlik anıtları yabancı heykeltıraşların eserleridir. Türk sanatçıların eserleri arasında Mimar Sinan Anıtı’nın özel bir anlamı vardır. Sinan önemli eserlerini İstanbul’da, Edirne’de Bursa’da vermiştir, bilinen 356 eserinden sadece 2’si Ankara’dadır ama Atatürk’ün isteği üzerine Hüseyin Anka tarafından yapılan Mimar Sinan’ın ilk anıtı, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin bahçesinde yer alır. Çağdaş heykellere iki örnek Kavaklıdere’de görülebilir. Kuğulu Parkın meydana bakan köşesinde yer alan ve sanatçısını öğrenemediğim Ayakta Öpüşenler adlı soyut figür ile aynı meydanın karşı köşesindeki Metin Yurdanur’un eseri Su Perilerinin Dansı Ankara’ya çok yakışan modern çalışmalardır.

Ankara aynı zamanda çok önemli bir kültür ve sanat kentidir. 100’den fazla sanat galerisinde her akşam en az birkaç sergi açılışı yapılır. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Devlet Opera ve Balesi’nin üç ve Devlet Tiyatroları’nın dokuz sahnesi, sanatseverler için her gece birbirinden farklı pek çok seçenek sunar.

Kim demiş “Ankara’nın gezilecek, görülecek neresi var” diye, yeter ki gezmek isteyin ve Ankara’ya her gelişinizde, en azından bir gününüzü de buralara ayırın. Her zaman önünden geçtiğiniz yerlerin bu defa içine girin. Ankara’nın tarihi yerlerini, müzelerini gezin, şık kafelerinde veya güzel parklarında dinlenin, dünya çapında bale, konser temsillerini izleyin. Ve artık, sadece Ankara’ya değil kendinize de haksızlık etmeyin…

Timur ÖZKAN

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Anket

Ankara Nasıl Bir Kent?
 

GİRİŞ / KAYIT