Halk Tiyatrosu - II
BİÇİMİ
A. Genel Üslubu
Halk tiyatrosunun çağlar boyunca en temel üslubu gülmece olmuştur. Yaşam karşısındaki güleryüzlü tavrının kaçınılmaz sonucudur bu. İlk olarak m i t o l o j i k b u r 1 e s k şeklinde ortaya çıkmıştır. Mitolojiden alınma kişi ve olayların gülmece amacıyla işlenmesidir, mitolojik burlesk. Bu bağlamda Zeus, sevgilisi Alkemene'nin penceresine merdiven dayayıp girmeye çalışırken, Herakles ise, bir tabak meyveyle Apollon'u kandırmaya çalışırken gösterilmiştir. Yaşamı olduğu gibi resmetme özelliği, halk tiyatrosunda günlük yaşamdan alınma sahnelere bol bol yer verilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamdan alınma olaylar, yalnız, kaba bir gerçekçilikle sunulmuşlardır. Bu, zaman zaman bayağılık şeklinde algılanmıştır. Halk tiyatrosunun bayağı olmadığı karşı görüşünü en iyi dile getiren Seneca' dır:
"Aslında bu çağın düzeysizliğini aşağılamada mimus oyuncuları başarısız oluyorlar. Sahnede gösterdiklerinden çok daha fazlasını da göstermiyorlar, atlıyorlar. Çağımızda inanılmaz derecede o kadar çok bayağılık var ki, mimus oyuncuları bunları görmezlikten geldikleri için suçlanabilirler bile."(5)
Bu kabalığı zenginliğe dönüştüren unsurların başında ise f a n t e z i ve g r o t e s k gelir. Bu iki unsurun da kökeni, halk tiyatrosunun özgürlükçü tutumunun üslup alanında ortaya çıkışından başka bir şey değildir. Grotesk, izleyicinin düşünsel kilitlerini yarı ürkütücü, yarı komik yaklaşımıyla açar ve buradan doğan enerji, fantezinin gösterdiği dünyalara doğru akar.
T a ş 1 a m a, halk tiyatrosunun politik niteliğinin arttığı dönemlerde öne çıkan bir üslup özelliğidir. Taşlama, politik olmayan oyunlarda da, diğer sosyal konulara yönelik olarak kullanılır. Taşlamanın da amacı yıkmak ya da düzeltmek değildir; tek amaç, her zaman olduğu gibi, gülmece yaratmaktır.
Halk tiyatrosunun gülmece yaratma isteği ve isteğini eleştirel bir niteliğe kavuşturmaması, bundan özellikle kaçınması bir eksikliğe, bir düzeysizliğe yol açıyor gibi görünebilir. Halk tiyatrosu iğnesini olay ve kişilere, şöyle yüzeyden bir dokundurup geçiyor gibi algılanabilir. Aslında olan tam tersidir. Halk tiyatrosunun iğnesi hep derinlere kadar iner, ama bunu sadece gülmece yaratmak için yapar, yoksa tiyatro ve eğlence dışı bir amaca yönelmez. Ayrıca, böyle bir amaca yönelmemesi, derinlere inen iğnesini korumak için içgüdüsel olarak geliştirilmiş bir kalkan olur sanki. Bu kalkanın işe yaramadığı pek çok durum da vardır: Caligula'nın sahnede yaktırdığı bir mimus oyuncusu, bunun en hazin örneklerinden biridir. Kısaca, halk tiyatrosunun başka bir amaç gütmeden sadece gülmece yaratmaya çabalaması, onun yaşamı olduğu gibi taklit etme özelliği ile birleşince daha iyi anlaşılır olur. Amaç yaşamı düzeltmek değil, yaşamı olduğu gibi göstererek bir yaşam enerjisi üretmektir.
Halk tiyatrosunun kökeninde de var olan, ama özellikle ortaçağda gelişen bir başka üslup özelliği ise a n 1 a t ı'dır. Anlatı, genel olarak dramatik biçimlerin hemen öncesinde gelen gelişmiş çizgisiyle ve malzemesiyle dramatik biçimlerin oluşmasına katkıda bulunan bir ifade biçimidir. İlk olarak Antik Yunan'da Homeros Destanları ve yerel efsaneler, söylene söylene dramatik nitelik kazanmaya başlamışlardır. Bu gelişim çizgisi, özellikle ortaçağda, İtalyan tiyatro geleneği içinde de görünür. Gezginci soytarı-oyuncuların sunduğu destanlar, aşk şarkı ve şiirleri, tartışmayı esas alan karşılıklı atışmalı şiirlere dönüşmüş, bu şiirlerde karakterlerin tek oyuncu tarafından da olsa kişileştirilmeye başlanmasıyla anlatı, sadece söze ve ona eşlik eden müziğe dayalı olmaktan çıkıp, m i m e t i k bir nitelik kazanmıştır. Pek çok kültür ve özellikle İtalyan halk tiyatrosu geleneğinde bu niteliği kazanmış olan anlatı, dramatik biçimlerin gelişmesiyle ortadan kalkmamış, tersine, bağımsız varlığını sürdürerek ve dramatik olanın kazanımlarından yararlanarak gelişmiştir. Ortaçağda gezginci soytarı-oyuncuların başlattığı bu gelenek (giullari deniyor), daha sonra öykü anlatıcılar (fabulatore) haline gelmiş, günümüze kadar ulaşmıştır.
B. Konu ve Temalar
Halk tiyatrosunun yaşamı olduğu gibi resmetme özelliğinden yola çıkarak gündelik yaşamdan alınma sahnelere bol bol yer verdiği daha önce belirtilmişti. Konular da, yine gündelik yaşamdan alınan konular olmaktadır. Belli başlıları, evlilik, yeme- içme, cinsellik, aldatma, kurnazlık, para ile ilgili olanlarıdır. İnsanın temel içgüdüleri olan, beslenme, korunma ve yaşamını sürdürme içgüdülerini doyurmaya çalışması ve bu çabasında karşılaştığı bireysel ve toplumsal engeller, yasaklar, tıkanıklıklar halk tiyatrosunun en temel konuları olagelmiştir. Önde gelen temaları da, yine bu içgüdülerin yansımasından başka bir şey değildir: Aşk, ölüm, açlık. Ayrıca savaş gibi, dinsel ya da toplumsal olaylar, bu temaları en yoğun olarak birarada yaşatan olaylar olması bakımından, her zaman halk tiyatrosunun ilgisini çekmiştir.
C. Olay ve Kişiler
Halk tiyatrosunun rağbet ettiği olay ve kişileri ele almadan önce belirtilmesi gereken bir nokta vardır: Halk tiyatrosunda gerek olaylar, gerekse de kişiler giderek standartlaşmış, hatta klişeleşmişlerdir. Halk tiyatrosunun kullandığı olaylar ve bu olayları sergilemede kullandığı dolantılar, daha Roma mimusu zamanında belirgin biçimler almaya başlamış ve bunlara o dönemde "thrix" denmiştir. Bu dolantılar, commedia dell'arte'de oyuncunun bağımsız ustalıkları haline dönüşünce adı "lazzo" olmuştur. Günümüzde ise daha çok gag, ya da trick/trük adıyla bilinmektedir. Bu standart olayların başında, evlilikte kocanın karısı tarafından aldatılması gelmektedir. Beceriksiz âşıkların sevgililerine ulaşmada gösterdikleri başarısız çabalar bir diğer standart olaylar dizisidir. Erkeklikleri ile öğünenlerin aracılar kullanarak güzel kadınları baştan çıkarmaya çalışmaları ve bunda başarısız olmaları, zaman zaman başarılı olsalar bile sonuçta komik duruma düşmeleri, dolantı sonucu, iddia ettikleri niteliklerin kendilerine ait olmadığının ortaya çıkması, önemli standart olaylar arasında yer alır.
Bütün bu ve benzeri standart olaylar klişeleşmiş rol kişileriyle karşımıza gelir. En çok kullanılanların başında, yaşlı koca ile genç ve güzel karısı vardır. Doğal olanın sosyal olaylar ile böyle çarpıtılması, halk tiyatrosu için ölümsüz olaylar ve kişiler yaratmıştır. Genellikle yaşlı koca, üçüncü kişilerin (arabulucu kadın, köle, uşak, vb.) yardımıyla uzaklaştırılır; böylece genç karısı âşığıyla buluşur. Her şeye rağmen, genç kadın kendine yönelen erkeği reddeder. Ya da buluşmasına rağmen bu buluşma kadının düş kırıklığı, erkeğin beceriksizliği ile sonuçlanır. Yaşlı koca ve genç karısı ikilisi o kadar sevilmiştir ki, Nicoll'ün gösterdiği gibi (6), ortaçağ dinsel dramlarında Meryem-Yusuf ikilisi ve Meryem'in Tanrıdan hamile kalması bile bu şekilde işlenmiştir.
Standart kişiler arasında en eskisi, yaşlı ve arabulucu kadındır. Bu yaşlı kadın, geveze, dedikoducu, kurduğu dolantılarla olmazı olur yapan, güngörmüş kadın tipidir. Dor mimusu ile başlayan öyküsü, Atellan farsı ve Roma mimusu ile yine ortaçağdaki dinsel dramlarda Nuh'un gemiye binmemekte direnen karısı şekline bürünmüştür (En ilginç olanı, Nuh'un karısından kutsal kitapta hiç söz edilmemesidir). Commedia dell'arte ile daha sonraları hizmetçi kadın ya da dadı haline gelen bu tip, günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.
Kaynağını Dor mimusu'ndan alan bir başka klişe rol kişisi, dolandırıcı doktor'dur. İlkel büyücünün bir tür parodisi olan bu tip, halk tiyatrosundaki yaşam-ölüm temalarının işlenebilmesine olanak tanıyan en önemli tiptir. Kurnazlık ve aldatmalar, en çok onun aracılığı ile ortaya çıkar. C o m m e d i a d e 11' a r t e ile birlikte tıp doktorluğunun yanı sıra hukuk doktorluğunu da kişiliğine alıp, giderek bir "sahte aydın" niteliğine bürünmüştür. Commedia dell'arte'ye kadar, kurduğu kumpaslardan sıyrılmayı becermiş, bundan sonra bunu becerememeye başlamıştır.
Kökeni, İtalyanların ilk halk tiyatrosu yazarı diyebileceğimiz Epicharmus'a kadar uzanan P a l a v r a c ı a s k e r (Milos Glorisius) de, bir başka klişe rol kişisidir. Cesur ve başarılı bir asker olduğunu iddia eder. Oysa, dolantılar sonucu ya beceriksiz ya da korkak olduğu ortaya çıkar. Zaman zaman âşık rollerine de soyunur. Bunda da pek başarılı olamaz. Roma mimusun'da imparatorluğun en önemli gücü olan askerleri taşlamada çok kullanılmış, commedia dell'arte'de ise; halkın İtalya'yı istila eden İspanyol askerlerine karşı duyduğu olumsuz duyguları yansıttığı bir tip olmuştur. Daha sonraları askerlik niteliğinden arınmaya başlamış, daha çok cesur olduğunu iddia eden palavracı tipine dönüşmüştür.
Halk tiyatrosunun rol kişileri arasında en eskisi sarhoş'tur. Dor mimusu'nun en eski örneklerinde gördüğümüz bu rol kişisi, Dionizyak Bereket Törenlerinin kalıntısından başka bir şey değildir. Halk tiyatrosunun gelişimi boyunca da paradoksal olanı ortaya çıkarmakta sık sık kullanılmıştır. Asıl işlevi, kaynağı olan bereket törenlerindeki kutlama havasını oluşturmasındadır. Ayrıca, pek çok klişe rol kişisi de sarhoşlatılarak sahneye getirilmiş ve böylece dolantıların karmaşıklaşması, aykırı olanın ortaya çıkarılması sağlanmıştır.
Halk tiyatrosunun klişe kişileri arasında doğal özür ya da doğal özellik taşıyanlar önemli bir yer tutar. Bunların başında ikizler gelir. İlkel toplumlarda, ikizler doğal özürlüler ile birlikte b ü y ü l ü olarak kabul edilmişlerdir. Onların bu niteliklerinde fantastik bir yan bulan halk tiyatrosu, özellikle ikizleri bol bol kullanmış, ikizler sayesinde dolantıyı katlayarak büyütme şansını bulmuştur. Kılık değiştirerek tek kişiyi iki kişi gibi göstermeye çalışma da başvurulan dolantı türlerinden biridir. Kaynağı Amphytrion efsanesine kadar gider. Kambur, topal ve yarım akıllılar da halk tiyatrosunun sık sık kullandığı figürlerdir. Özellikle fiziksel özürler, groteski kurmakta kullanılmıştır. Yarım akıllılar ya da öyleymiş gibi yapanlar, aykırı düşüncenin oluşturulması için değerlendirilmiştir. Bunun en iyi örneği, ortaçağ soytarısıdır. Söylediklerinin bir düşünce ürünü gibi görünmesine rağmen, rastlantısal oluşu (veya rastlantısalmış gibi gösterilmesi) halk tiyatrosunun derinlere inen iğnesinin en etkili yansımasıdır.
İğneleme, asıl köle ya da uşak tiplerinde ortaya çıkar. Nasıl yarım akıllılar doğal kastın dışındaysa; köle ve uşaklar da sosyal kastın dışında kaldıkları için (ya da bu kastın en altında oldukları) aykırı olanı sergilemekte işe yararlar. Köle ve uşaklar halk tiyatrosunun en önemli tipleridir. Birbirlerinden çok farklı özellikler taşırlar. Bunları, esas olarak üç grupta toplamak mümkündür. Birinci grup aptallardır. Bunlar yukarıda sözü edilen yarım akıllılara yaklaşırlar. Onlardan tek farkları, doğal özürleri olmamalarıdır: Paradoksal olanın ortaya çıkmasını bilmeden gerçekleştirirler; ya da buna bilmeden yardımcı olurlar. Amaçları başka, yol açtıkları sonuç başkadır. Akıllılar ise iki türlü olur. Birinci akıllı grup aynı zamanda iyi yüreklidir; gerçi somut bir karşılığı olmadan hiçbir dolantıyı kurgulamazlar, ama kurguladıkları dolantı sırasında karşılığını almadan yaptıkları iyilikler de vardır. İkinci tür akıllılar, kötücüldürler; zaman zaman hiçbir somut karşılık almasalar bile, sadece insanları zor duruma düşürmekten aldıkları haince zevk yüzünden dolantılar kurgular ve olaylara müdahale ederler. Bu grupta şeytani bir yan vardır ki, bir görüşe göre, bu yan özellik ortaçağ dinsel dramlarındaki şeytan tiplerinden kalmadır. Halk tiyatrosundaki groteski oluşturan bir başka öğe de, bu şeytani uşak ve kölelerdir. Bunların ortak özellikleri, sürekli bir açlık içinde olmalarıdır; ve hepsi de son derece gururludur.
Ortaçağ romanlarının bir kalıntısı olarak halk tiyatrosuna giren ve commedia dell'arte ile günümüze kadar uzanan diğer klişe rol kişileri ise genç âşıklardır. Bunlar daha çok duygusal bir tonda işlenmişlerdir. Genel olarak birbirlerinden ayrı düşmüşlerdir ve oyunun sonunda birleşirler. Bunlar, halk tiyatrosu geleneği içerisinde hiçbir zaman asal tipler olarak görülmemişlerdir. Ana işlevleri, yaşamın duygusal yanının oyunlara yansıtılmasıdır.
Bunların dışında köylüler, balıkçılar, zanaatkârlar, değişik meslek sahipleri dönemlere göre, halk tiyatrosunun yaşamı olduğu gibi resmetme özelliğinin sonucu olarak sahneye getirilmiş tiplerdir.
D. Dil ve Metnin Diğer Özellikleri
Halk tiyatrosunda dil özel bir yer tutar; zekice ama basit buluşlarla doludur. Atasözleri, bilmeceler, parodiler, söz oyunları, uzun sözcükler yaratma, ön ve son eklerle oynayarak sözcükler türetme, isimlerle yapılan oyunlar, uzun uzun sıralanan yiyecek, içecek listeleri gülmeceyi kurmada en çok kullanılan dil ustalıklarıdır. Diyalogların ritmi de gülmecenin oluşmasında önemli bir öğedir. Önemli bir başka özellik ise, lehçe ve jargon kullanımıdır. Rol kişileri, kökenlerine ya da mesleklerine göre ayrı lehçe ve jargon kullanırlar. Bütün bunların sonucunda, halk tiyatrosu da herhangi bir sanat yapıtı gibi, konuşma dilinden farklı, kendine özgü, sentetik bir dil oluşturur. Bu dil, ya çok basit ya da az karmaşıktır. Nicoll bu dile, "Gündelik yaşamın kaba şiiri," (7) diyor. Dil, dönem dönem halk tiyatrosu için yazan entellektüellerin elinde bir parça sanatlaşmıştır. Yine dönem dönem, halk tiyatrosu kendi çağının veya geçmiş çağların sanat ürünlerini, kendi oyun yapısı ve repertuarı içine almıştır. Commedia dell'arte oyuncularının Dante ve Boccacio'dan dizeler ve hatta bölümler kullandıkları bilinmektedir. Ancak bunlar, halk tiyatrosunun dilini anlaşılmaz (ya da özel bir entellektüel çabayla anlaşılır) hale getirmemiş, sadece zenginleştirmiştir.
Halk tiyatrosu metinlerinin çok önemli bir farklı özelliği, genel olarak kısa olmalarıdır. Özellikle ilk halk tiyatrosu örneklerinde (Dor mimusu, Atellan farsı, Phlyakes oyunları), tek bir durum üzerine kurulu, belli bir tema üzerinde çeşitlemelerin yapılmadığı oyunlar bulunmaktadır. Daha sonra, halk tiyatrosunun diğer tiyatro biçimlerine üstünlük kazandığı dönemlerde, yine tek bir durumdan çıkan, ancak aynı tema üzerinde çeşitlemeler yapmaya olanak tanıyan dolantılı oyunlar gelişmeye başlamıştır. Başlangıçta halk tiyatrosunun oyunları, daha büyük eğlencelerin içinde ara oyun, ya da en sonda son oyun olarak sergilenmişler, toplumlarının egemen eğlence biçimi haline geldiklerinde ise süreleri uzamış ve dolantıları karmaşıklaşmıştır. Bu karmaşıklaşma, ilk başlardaki kısa oyunlarda yer alan tek durumun yarattığı basit dolantıların iç içe geçirilmesinden oluşur. Şöyle ki, yaşlı kocasını âşığıyla aldatan genç kadın dolantısı, kadının âşığının palavracı asker, kocasının da sahte doktor yapılmasıyla bütün bu rol kişilerinin dağarlarındaki dolantı şablonlarının iç içe girerek gelişmesine yol açacak bir niteliğe kavuşur. Halk tiyatrosu metinlerinin esnek yapısı bu özelliği nedeniyledir. Tek tek ve basit durumlar içinde ayrı ayrı repertuarlarını oluşturan klişe tiplerin, sadece süreyi uzatma kaygısıyla biraraya getirilmeleri, bu şablonların aritmetik bir doğurganlıkla artmasına yol açmıştır. Bunun bir başka sonucu, sentetik yapıların ortaya çıkmasıdır. Oyunlar birbirlerine çok benzemelerine rağmen, küçük farklarla birbirinden ayrılırlar ve sanki sonsuz sayıda farklılıklarla ayrıştırılabilecek, farklılaştırılabilecek gibi görünürler.
Bu esneklikleri dolayısıyla halk tiyatrosu metinleri sürekli olarak taslak halindedirler ve yazıya geçirilmemişlerdir. Tabii ki, bütün bu çalışmalara kaynaklık eden metinler vardır; ancak bunların sayısı, geçirilmeyenlerin yanında çok azdır. Ayrıca, gerek önceden yazılarak sonradan sahneye çıkarılmış, gerekse de oynadıktan sonra rastlantısal olarak veya meraklıları tarafından yazıya geçirilmiş olan metinlerin, sahnedeki her oynanışında değişikliğe uğradığı bilinmektedir. Metinlerdeki bu doğaçlama niteliği, aslında o anda keşfedilmekten çok, seyircinin mevcudiyetini dikkate alarak olası şablonlar arasında yapılan kaydırmalardır. Yazıya geçirilmeyişinin, geçirilemeyişinin nedeni de budur. Her oynanışın metni, küçük farklılıklardan da oluşsa, ayrı bir metindir.
E. Oynanış
Halk tiyatrosunun buraya kadar sıralanan bütün özellik ve niteliklerinden de önemlisi, bir o y u n c u t i y a t r o s u olmasıdır. Halk tiyatrosunun oyun metnini oluşturan zaten oyuncu ve oyunculardır. Kendi metnini oluşturan yazar-oyuncu, özellikle İtalyan halk tiyatrosu geleneğinin en önemli özelliğidir. Epicharmus'la başlayan bu gelenek, bir Atellan farsı oyuncusu olan Plautus'la sürmüş, II Ruzzante, De Filippo ile Dario Fo'ya kadar gelmiştir.
Oyuncunun asıl önemi oyunculuk becerilerinden kaynaklanmaktadır. Halk tiyatrosu oyuncusu, akrobasi yapar, dans eder, şarkı söyler, maskeli ya da maskesiz oynayabilir, kukla oynatır, jonglörlük yapar; gözbağcılık yapar, hayvanlarla çeşitli oyunlar sunmada ustalık gösterir. Halk tiyatrosunun fanteziye dayalı olması, en çok oyunculukta ortaya çıkar. Oyuncunun düş gücü gerek metindeki, gerekse de oynanıştaki yaratıcılığın tek kaynağıdır. Oyuncu, yaşamı boyunca tek bir rol oynar. Kendine, bu role ilişkin bir repertuar kurar. Bu repertuar, çeşitli sahne, şablon ve ustalıkları içerir; oyuncu ustalaştıkça repertuar gittikçe gelişir. Örneğin, commedia dell'arte'deki âşık genç kız rolünün yaratıcısı ünlü Gelosi Topluluğunun kurucu ailesinden, anne İsabella Andreini'dir; bu rol, onun, ardından İsabella rolü adını almıştır. Aynı aileden oğul Andreini, akrobasi yeteneğini geliştirip Arlecchino rolüne katmıştır. Daha önceleri sadece şeytani bir soytarı olan Arlecchino, Andreini'den sonra kedi gibi çevik bir tip olmuştur. Bu, ilk bakışta son derece sınırlandırıcı gibi gelen, yaşam boyunca tek rol oynamanın, aslında ne denli yaratıcı kılınabileceğinin güzel bir örneğidir. Aynı klişe rol kişilerini oynayan farklı oyuncuların bu rol kişilerini yorumlayış biçimleri birbirlerinden çok farklıdır; oyuncular, kişisel ustalıklarını birbirlerinden gizleme gereğini hep duymuşlardır. Klişe rol kişileri, oyuncular için varılması gereken nokta değil, sadece birer çıkış noktalarıdır.
Bu oyunların sergilendikleri mekânlar da oldukça çeşitlidir. Özellikle açık havada sergilenirler; ancak, salonlara girmeyi de reddetmezler. Pazar yerlerinde, fuarlarda, panayırlarda, kendi çağlarının açık ya da kapalı tiyatro mekânlarında, konakların ya da şatoların bahçelerinde ya da salonlarında sergilenebilirler. Ama dönüp dolaşıp geldikleri yerler, hep pazaryerleri ve sokaklardır.
Dinsel-büyüsel törenlerden kaynaklandıkları için genel olarak kutlamalarda, ama çoğunlukla tören kapsamı dışında ve her zaman eğlence amacıyla sergilenirler.
Oyuncuları çoğunlukla profesyoneldir. Yarı-profesyonel dönemleri olmuşsa da, halk tiyatrosunun en parlak çağları, profesyonel oyuncular tarafından sergilendiği zamanlarda yaşanmış, ona en fazla katkıda bulunanlar, onu en fazla geliştirenler profesyonel oyuncular olmuşlardır. Parlak dönemlerinde erkek oyuncuların yanı sıra profesyonel kadın oyuncuların da bulunması, halk tiyatrosunu diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden biridir. Halk tiyatrosunun kaynağı olan Dor mimusu ile birlikte kadın oyuncu sahneye adımı atmış ve birkaç sıkı baskı dönemi dışında, günümüze kadar erkek rol arkadaşıyla birlikte aynı sahneyi paylaşmayı sürdürmüşlerdir.
Halk tiyatrosunun en önemli bir başka özelliği de, oyunlarının g e z g i n c i t o p 1 u 1 u k 1 a r tarafından sergilenmesidir. Gezgincilik, halk tiyatrosunun özgürlükçü ruhunun ve profesyonelliğinin kaçınılmaz sonucudur. Gerçi zaman zaman yerleşikleştiği, yardım alabilmek için bir yere sığındığı olmuştur; ancak halk tiyatrosu eninde sonunda sokağa dönmek zorunda kaldığı için gezginciliğini hep sürdürmüştür. Bu, aynı zamanda onun esnekliğinin, kıvraklığının da bir garantisi olmuştur.
Özetleyecek olursak, "Halk Tiyatrosu", özü bakımından yaşama güleryüzle bakan, yaşamı düzeltmek gibi bir amaç gütmeyen, din-dışı, ahlak-dışı olayları sergileyen, yaşamı olduğu gibi resmeden özgürlükçü bir tiyatrodur. Üslubunda gülmeceyi esas alır, kaba bir gerçekçiliği vardır, grotesk ve fantezi kullanır, taşlama yapar. Anlatı önemli bir üslup özelliğidir. Konuları ve temalarını yaşamın temel içgüdülerinden alır; bunları klişeleşmiş olaylar ve kişilerle işler. Yaşamın kaba şiirini dili yapmıştır; oyunları kısadır ve yazıya genellikle geçirilmemiştir. Sunuluşunda oyuncuya dayanır. Oyuncunun tiyatrosu olan halk tiyatrosu, özgürlükçü özelliğini sunuluşundaki çeşitliliğe de yansıtır.
Tarihsel bir bakış açısıyla oluşturulmaya çalışılan halk tiyatrosu kavramının, çıkış noktası olarak alınan Lewis'ın modelinden oluşturulan ön tanımlamayla da uyuştuğu görülür: Halk tiyatrosu da içinden çıktığı grubun ya da toplumun değer yargılarını anlatmaktadır; fakat tek farkla. Bu değer yargılarını doğrulamak ya da yalanlamak gibi bir savı yoktur, sadece dile getirerek eğlence üretir. Bunu, geleneklerinden aldığı basit biçimler, aracılığı ile yapar. Üslubu standartlaşmış ve orta karmaşıklıktadır. Basit bir teknoloji gerektirir. Üretimi ve yaratımı zaman zaman bireysel, zaman zaman da topluca olmuştur. Genellikle düşük ücretle izlenir. Oyuncuları genellikle profesyoneldir, amatör olduğu dönemler de olmuştur ve kesinlikle topluma yönelik bir tiyatrodur.


