Halk Tiyatrosu - I
Halk tiyatrosu kavramı ülkemizde üzerinde çok tartışılmış olan kavramlardan biridir. Bu tartışmalarda ortaya konan düşünceler pek çok bakımdan farklı olmalarına rağmen, aralarında bazı ortak noktalar bulunduğu da gözlenmektedir.
Bu tartışmalarda öncelikle üzerinde durulan konu, halk tiyatrosunun seyircisi sorunudur. Bir görüşe göre halk tiyatrosunu, "seyircisi halk olan tiyatro" şeklinde tanımlamak gerekir. Ancak bu noktada bir tartışma ortaya çıkmaktadır: Halk kimdir? Halkın belirli bir sınıf olmadığı üzerinde hemen herkes hemfikirdir. Ancak, hangi sınıfların halk sayılabileceği konusunda tartışmalar vardır. Bir görüşe göre halkı, "emekçi sınıflar" şeklinde tanımlamak doğrudur. Bir başka görüşe göre ise, halk, tiyatroyu izlemeye gelen bütün kesimleri kapsar ki, bunun da sosyal katmanlar ya da sınıflar açısından belirlenebilmesi mümkün değildir. "Seyirci"yi halk olarak tarif eden bu yaklaşıma göre, tanımlamada esas olan coğrafyadır. Yine coğrafyayı esas alan bir alt görüşe göre, halk bir yörenin halkı demektir.
Üzerinde tartışılan bir başka konu ise, halk tiyatrosunun üreticisinin kim olduğu konusudur. Bu konuda iki temel görüş vardır: Birinci görüşe göre, halk tiyatrosu halkın kendi kendisi için ürettiği tiyatrodur. Yani, başka bir deyişle, sadece bizzat halk tarafından üretilen tiyatro halk tiyatrosu olarak tanımlanabilir. İkinci görüşe göre ise, halk tiyatrosunun kimin tarafından üretildiğinin önemi yoktur, önemli olan seyircisinin halk olup olmadığı ya da amacının halka yönelik olup olmadığıdır.
Bir başka tartışma konusu, halk tiyatrosunun amacının ne olduğudur. Bir görüşe göre halkın durumunu yansıtmak olmalıdır bu amaç. Bir başka görüşe göre, yansıtmak yetmez, değiştirmelidir bu durumu halk tiyatrosu. Üçüncü bir görüşe göre ise, halk tiyatrosu ne halkın durumunu yansıtır, ne de değiştirir, sadece daha katlanılabilir kılar.
En önemli tartışma konularından birisi halk tiyatrosunun biçimidir. Hemen herkes halk tiyatrosunun "a ç ı k b i ç i m" olduğunu söylemesine rağmen açık biçimden ne kastedildiği noktası tartışmalıdır. Bir görüşe göre, halk tiyatrosundaki açık biçim oyunun oyunsallığının vurgulanmasıdır. Bir başka görüşe göre halk tiyatrosunun açık biçimi, değişimine açık olması, yani esnek yapılı olmasıdır. Bir üçüncü görüşe göre ise, seyircinin üretim ya da izleme aşamalarında oyuna katılması anlamına gelmektedir, halk tiyatrosunun açık biçimi.
Bu karmaşa, öncelikle farklı terimlerin ortaya atılmasına yol açmıştır: "Halk Tiyatrosu, Halkın Tiyatrosu, Halkçı Tiyatro, Halk İçin Tiyatro, Halka Dönük Tiyatro, Kamu Tiyatrosu, Popüler Tiyatro" gibi. Bunlar içinde bir şekilde halk kavramının geçtiği terimlerdir. Bir de bunlardan ayrı olarak, halk tiyatrosundan farklı oldukları genel olarak benimsenen ama yine de zaman zaman onunla eşanlamlı olarak kullanılan başka terimler daha vardır: "Sınıf Tiyatrosu, Propaganda Tiyatrosu, Toplumcu Tiyatro, İşçi Tiyatrosu, Köylü Tiyatrosu, Politik Tiyatro, Devrimci Tiyatro."
Bu karmaşanın doğmasındaki en önemli neden, halk tiyatrosu üzerindeki tartışmaların, ülkemizde, toplumsal hareketliliğin arttığı zaman ve ortamlarda yapılmış olmasıdır. Bu nedenle halk tiyatrosu kavramı üzerine görüş bildirenlerin asıl amacı, tiyatroyu, artan toplumsal hareketliliğe aktif olarak sokmaktır. Yani bir bakıma, tiyatroya doğası itibarıyla sahip olduğu görev dışında yeni bir görev yükleme çabasıdır söz konusu olan. Her ne kadar bu görev farklı görüş sahipleri tarafından salt eğiticilikten salt eğlendiriciliğe kadar uzanan geniş bir yelpaze içine yerleştirilmiş olsa da, sonuçta bir görevdir tiyatroya yüklenilmek istenen. Üstelik bu görev, tiyatronun kendi alanı dışında bir görevdir. İşte bu görevci yaklaşım, halk tiyatrosu kavramının bilimsel bir temel üzerinde tartışılmasını zorlaştırmaktır.
Halk tiyatrosu tartışmalarını bilimsellikten uzaklaştıran bir başka nokta da, tarihsel perspektiften yoksun oluşlarıdır. Bu perspektif eksikliği, kendi halk tiyatrosu geleneğimize yönelik çalışmalardan daha fazla, dünyadaki halk tiyatrosu geleneğinin incelenmesine yönelik çalışmalarda göze çarpmaktadır. Bu eksiklik, yukarıda sözü edilen görevci yaklaşımla da birleşince, batıdaki bütün bir halk tiyatrosu tarihi "y o z 1 a ş m a" süreci olarak görülebilmektedir (1). Üstelik burada kastedilen sanatsal değil, politik yozlaşmadır. Bu durumda görevci beklentiler, halk tiyatrosunun tarihsel süreç içerisinde kavranmasını olanaksız hale getirmekte ve böylece bilimsellikten uzaklaşılmaktadır.
Halk tiyatrosu tartışmalarının en büyük eksiklerinden birisi, b i ç i m tartışmalarının eksikliğidir. Hemen hemen hiçbir görüş sahibi, ne ülkemizdeki ne dünyadaki halk tiyatrosu örneklerinin biçimi üzerinde durmamıştır. Özellikle ihmal edilmiş bir konu b i ç i m ile ö z arasındaki ilişkidir. Biçimden söz edildiğinde hemen ele alınan konu, sergilenen mekânların halk tiyatrosu için elverişli olup olmadığıdır. Oysa, sergileme biçimi ve sergilenen öz arasındaki ilişkiden söz eden yoktur. Biçim tartışmalarının eksikliği, halk tiyatrosu kavramı çevresindeki tartışmaları tiyatro sanatının ilgisi ve bilgisi dışına taşırmaktadır. Sorun tiyatronun sorunu olmaktan çıkmaktadır.
Özetlersek, halk tiyatrosu kavramı üzerine görüş bildirenler, bu konuya görevci bir anlayışla yaklaşmışlar, tarihsel bakış açısını kullanmamışlar, biçim ile öz arasındaki ilişki üzerinde yeterince durmamışlardır. Bu nedenlerle tartışmalar sonuçsuz kalmış, hatta ilerleme sağlanabilmesi mümkün olmamıştır.
Öncelikle yapılması gereken, g ö r e v c i değil, o l g u l a r a dayalı bir yaklaşımın uygulanmasıdır. Bu konuda, pozitivist yaklaşımı benimsemiş olan Sosyal Antropolog George H. Lewis'in genel anlamıyla kültürü ele aldığı, "The Sociology of Popular Culture" adlı uzun makalesi (2), popüler kültür olgusunu tarihsel bir perspektif içinde incelenmesi bakımından güçlü bir çıkış noktası oluşturacak niteliktedir.
Lewis'a göre günümüzde, birbirinden farklı üç kültür biçimi vardır. Bu kültür biçimleri ve farklarını şöyle sıralamak mümkündür:
Folk Kültürü
l. Biçimi basittir.
2. Her türlü duyu ya da gelenek aracılığı ile doğrudan aktarılabilen ya da iletilebilen yapıdadır.
3. Genellikle herkes için parasızdır.
4. Kişiden çok, kullanımı açısından grup mülkiyetindedir.
5. Anonimdir.
6. Bireysel olarak (dans dışında) sunulur.
7. İçinden çıktığı grubun değer yargılarını iletir ve içerir.
8. Bu ürünleri üreten ve tüketen arasında toplumsal statü farkı yoktur. (Otantik olduğu zaman.)
9. Üreticiler ve sunucular amatördür.
10. Ürün tüketiciye dönüktür.
Popüler Kültür -Kitle Kültürü-
1. Biçim olarak orta karmaşıklıktadır.
2. Aktarımı ya da iletimi, ortam ve teknoloji olarak dolaylıdır.
3. Oldukça ucuz fakat parayla elde edilir.
4. Copyright, patent ya da sahiplik yoluyla tüketime açıktır.
5. Bilinen bir kaynağı ya da yaratıcısı (üreticisi) vardır.
6. Standartlaştırılmış, yeniden biçimlendirilmiş ya da çoklaştırılmış olarak gösterime sunulur.
7. Kültürel değerleri ve gelenekleri yeni formüller biçiminde yansıtır.
8. Üreten ile tüketen arasından toplumsal statü farkı vardır.
9. Üreticileri ve sunucuları profesyoneldir.
10. Ürün tüketiciye dönüktür.
Seçkin (Elit) Kültür
1. Karmaşık bir biçimi ve beğenilmesinin estetik ölçütleri vardır.
2. Tüketicileri yüksek eğitimli kişilerdir, bu yüzden iletilebilme araçları yapıtın kendisidir.
3. Ürün (yapıt) çok pahalı ve değerlidir.
4. Mülkiyeti sahipten sahibe geçebilir.
5. Bilinen ve ünlü bir yaratıcısı vardır.
6. Yaratıcı yetenekli ve beceriklidir. Özgün olarak yaratır.
7. İlk değerlendirilmesi, yine yüksek beğeni sahibi arkadaş grupları ya da eleştirmen topluluğunca yapılır. Bu kültürde, ekoller ve küçük sanat toplulukları bu yüzden oluşur.
8. Ürün (yapıt) bir düşünceyi vurgular. Kültürel ve geleneksel önyargılardan bağımsızdır. Yenilikçidir.
9. Yaratıcıları profesyoneldir. Çoğu, sanatlarıyla geçinen sanatçılardır.
10. Ürün (yapıt), yaratıcının yaratım süreciyle oluşturduğu bir düşünsel çaba ve yaratıcılıkla ortaya çıkmıştır ve ancak bu tür bir çabayı gösterenlere dönüktür. Daha sonra "ürün" sanat piyasası aracılığı ile "yüksek" ve "zengin" tüketiciye dönük olmaya başlayacaktır.
Bu sınıflama, kültüre sanki bir sanat ürünüymüş gibi yaklaştığı için bu çalışmanın amacı açısından çok elverişlidir. Öte yandan ürünün bir meta haline gelişinden sonrasına göz attığı için tarih içerisinde ve üretim aşamasında bir sınırlılık getiriyor gibidir bu yaklaşım. Ancak olguya sadece görünen yanıyla, ama derinlemesine bakması halk tiyatrosu tartışmalarına ışık tutacak bir bakış açısı yaratmaktadır.
Lewis, yukarıdaki tanımlamanın tarihsel perspektif eksikliğini giderebilmek için, popüler kültürün geçmesine de bakar. Bu bakıştan çıkardığı sonuç şudur: Popüler kültür sınıflı toplum kadar eskidir. Aristoteles' den bu yana seçkin sanat yapıtlarıyla kitleye yönelik sanat yapıtları (ya da kültür ürünleri) arasında bir ayrım yapıla gelmiştir. Ancak günümüzden geçmişe doğru uzandıkça, bu kültür ayrımı giderek silikleşmekte daha çok iç içe geçmektedir. Özellikle de folk kültürü ve popüler kültür neredeyse bir ve aynı kültür biçimi haline gelmektedir. Seçkin kültürle popüler kültür ve folk kültürü arasındaki farklılaşma da azalmakta, belirli bir kültür ürünü toplumsal statü açısından farklı kesimlerden aynı beğeniyi alabilmektedir. Bu üç kültür biçiminin, özellikle de popüler kültür ve seçkin kültürün, belirgin bir biçimde ayrışmaya başlaması R ö n e s a n s ile iyice hızlanmış, sanayi devrimiyle de doruğuna ulaşmış ve yukarıda maddeler halinde sıralanan açık ve net şeklini almıştır.
Lewis'ın kültür alanındaki bu sınıflaması, biraz daha özelleştirilerek tiyatroya uygulandığında, bir folk tiyatrosundan, bir p o p ü l e r - k i t l e - t i y a t r o s undan ve bir de s e ç k i n (e 1 i t) t i y a t r odan söz etmek mümkündür. Seçkin tiyatro, bu çalışmanın konusu açısından bir kenara bırakılacak olursa, geriye folk tiyatrosu ve popüler tiyatro gibi iki kavram kalır. Lewis'ın kültür için sıraladığı maddeleri de bu bölümün başında sunulan halk tiyatrosu tartışmalarına ışık tutacak şekilde birleştirip uyarlarsak, bu iki kavramı şu şekillerde tarif edebiliriz:
Folk Tiyatrosu, içinden çıktığı grubun değer yargılarını, duyu ve gelenek aracılığı ile, basit bir biçimle yansıtan, topluca yaratılan, topluca yeniden üretilen, topluca izlenen, toplumun mülkiyetinde olan, topluma yönelik ve dolayısıyla sanatçıları amatör olan ve ücretsiz seyredilebilen bir tiyatrodur.
Popüler Tiyatro ise, içinden çıktığı grubun değer yargılarını, dolaylı bir ortam ve teknoloji ile yani, standartlaştırılmış ve orta karmaşıklıktaki biçimlerle ileten, bireysel olarak yaratılan ve üretilen, tüketime de sahiplik ile açılan ve dolayısıyla profesyonel oyuncular tarafından ücret karşılığı (ancak ucuz) sunulan ama yine de topluma yönelik bir tiyatrodur.
Bu belirlemenin, sanayi devrimi sonrası, sanat ürününün kesinkes metalaştığı bir dönemi esas aldığı ve öte yandan da tarihsel perspektife göre bu iki kavramın geçmişe uzandıkça benzeşecekleri göz önüne alındığında yeni bir halk tiyatrosu tanımı yapmak mümkün görünmektedir. Böyle birleştirici bir tanım, halk tiyatrosu konusundaki kısır tartışmaları aşabilecek, olgulara dayalı, tarihsel bir perspektife sahip ve biçimle öz arasındaki ilişkiyi ele alan bir araştırmaya esas oluşturabilir. Bu Halk Tiyatrosu tanımı şudur:
Halk Tiyatrosu, içinden çıktığı grubun ya da toplumun değer yargılarını anlatır; bunu ya duyu ve gelenek aracılığı ile basit bir biçim kullanarak yapar, ya da bunu yaparken dolaylı bir ortam ve teknolojiyle yeni, standartlaştırılmış ve orta karmaşıklıktaki üsluplar kullanır; yaratımı ya yeniden üretimi bireysel ya da topluca olabildiği için ücretsiz, ya da düşük bir ücret karşılığı izlenebilir; sanatçıları amatör ya da profesyonel olabilir; ancak kesinlikle topluma yöneliktir.
Tarihsel bir bakış açısıyla, biçim ile öz arasındaki ilişkiyi çözümleyebilmek amacıyla ve görevci değil, yukarıdaki olgulara dayalı tanımı esas alarak dünya tiyatro tarihine baktığımızda karşımıza şöyle bir resim çıkmaktadır:
Öncelikle halk tiyatrosunun kaynağı, tiyatronun kaynağı kadar eskidir. Tragedya ve komedyanın doğuşundan çok önce var olan bu tiyatroyu, bir görüşe göre, Aristoteles bile ayrı bir tür olarak tanımış ve tragedya ve komedyadan ayrı bir yere koymuştur (3). İ.Ö. yedinci yüzyılda Yunanistan'daki Dor kavimleri arasındaki dramatik etkinliklerle başlayan halk tiyatrosu, yine İ.Ö. beşinci yüzyılda Sicilyalı Epicharmus'la İtalyan topraklarında yeşermiştir. Bu ülkedeki gelişimi ile sırasıyla Phlyakes oyunları, Atellan farsı, Roma mimusu (varlığını ortaçağın sonlarına kadar sürdürür), ortaçağın gezginci soytarı-oyuncuları (ki bunlar da ortaçağın sonlarına doğru yeşermeye başlayan dinsel dramın gelişmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır), c o m m e d i a d e l l' a r t e, opera komik, bale komik, fuar ve panayırlarda gösterimler yapan, melodram ve vodviller oynayan gezginci tiyatro toplulukları, öykü anlatıcılar ile Dario Fo'ya kadar uzanmıştır.
Bu resim, öz ile biçim arasındaki ilişkiyi açığa kavuşturacak şekilde incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar çıkmaktadır.
I
ÖZÜ VE YAŞAM KARŞISINDAKİ TUTUMU
Halk tiyatrosu, öncelikle yaşama güleryüzle bakan bir tiyatrodur. Ancak bu güleryüzlü bakış, bir yaşam felsefesi ya da yaşam dersi üretmek için kullanılan bir araç değil, kendi başına bir amaçtır. Yaşamı düzeltilebilir ya da düzeltilmesi gereken süreç olarak görmez. Gerçi yaşamın içinde kötü, bozuk bazı unsurlar olduğunu görür. Ama bunlardan sadece gülümsemek için bir bahane olarak yararlanır. Yaşam karşısındaki, belki de aşırı bu nesnel tavrı, ona kaçınılmaz olarak ahlak-dışı ve dindışı kılar. Onun bu özelliği, tarih boyunca ahlaksızlık ya da dinsizlik olarak algılanmıştır. Oysa halk tiyatrosu ahlaklı olmayı savunmadığı gibi ahlaksızlığı da savunmaz; dinsel duyguları hedef almadığı gibi, dinsizliği de hedef almaz. Ahlak normları ve dinsel inanışların içindeki paradoksal olanlardan gülmece yaratır. Bunun en ilginç örneği, Hıristiyanlığın doğuşu sırasında Roma mimusu tarafından yaşanmıştır. Roma mimusu, Hıristiyanlığın doğuşu öncesinde p a g a n t a n r ı l a r ı n ı oyunlarda b u r l e s k bir ruhla işleye gelmiştir: Hıristiyanlığın doğuşu ile birlikte bu kez de Hıristiyanlık hicvedilmeye başlanmıştır. Pagan tanrıların ve İsa'nın alaya alınması eşzamanlı olmuştur. Hemen kısa bir süre sonra bu kez, Hıristiyanlığı ezmeye çalışan imparatorları alaya almışlardır. Buradan çıkarak, halk tiyatrosunun esas olarak statükoya ve kurumlaşmaya karşı olduğu söylenebilir. Halk tiyatrosunun tek amacının yaşamı olduğu gibi resmetmek olduğu iddia edilebilir. Halk tiyatrosunda insanlar, ne tragedyada olduğu gibi olduklarından daha iyi, ne de komedyada olduğu gibi olduklarından daha kötü resmedilirler; iyilikleri ve kötülükleri, hataları ve sevaplarıyla gösterilirler. Herhangi bir ders çıkarma amacı gütmemesi, halk tiyatrosunu her olayın ve olgunun içindeki çelişkiyi aramaya yöneltmiştir. Gerçi bu özellik, bütün dramatik etkinliklerde vardır. Ancak diğer dramatik etkinlikler bu çelişkiyi, bir yargı ya da ders oluşturacak şekilde çözümlemeye çalışırlarken, halk tiyatrosu bu çelişkiyi ya çözmez ya da paradoksal bir sona ulaştırır. Fo'nun deyişiyle, "Habil katil değil, kurbandır" (4). Halk tiyatrosuna, belki "her zaman m u h a l i f" bir tiyatro demek doğru olacaktır.
Halk tiyatrosunun bu muhalif tutumu, politik olay ve kişilere de yöneliktir. Her zaman iktidarda olanın, gücü elinde tutanın zaaflarını oyunlarına gülmece yapmıştır. Yalnız bu konuda da amacı, din ve ahlak konularında olduğu gibi, mevcut politika ve politikacılara alternatifler üretmek ya da bunları kötüleyerek çökertmek değil, bu politika ve politikacıların çelişkilerini yansıtarak gülmeyi sağlamaktır.
Bütün bunlardan sonra, halk tiyatrosunun çok y ı k ı c ı bir tiyatro olduğu düşünülebilir. Oysa halk tiyatrosu, bu yıkıcı tutumuyla seyircisinde büyük bir enerji üretmektedir; yığınları yüzyıllarca bu tiyatro geleneğine bağlayan herhalde bu enerji olsa gerektir. Bu enerji düşünsel bir enerji değil, içgüdüsel bir enerjidir. Bu içgüdüsel enerji, düşünsel ve duyusal bütün kanallardan izleyiciye ulaşarak onda bir ö z g ü r l ü k r u h u yaratır; halk tiyatrosunun en ayırt edici özelliği budur. Yaşam ve onun bütün olguları karşısında tümüyle özgürlükçüdür halk tiyatrosu ve seyircisine de esas olarak bu özgürlükçü ruhu akıtarak onda bir enerji oluşmasını sağlar.Yüzyıllar içerisinde şekilden şekile girerek, pek çok başka dramatik etkinliğe kaynaklık ederek günümüze kadar yaşayabilmesinin nedeni de bu özgürlükçü niteliğe sahip olmasıdır.


