İtalya`da Rönasans Tiyatrosu - II
İTALYA’NIN İLK TİYATRO YAPILARI
1532 yılında Ferrara’da yaoılan Ariesto tiyatrosu üzerine herhangibir bilgimiz
yok.Ondan sonra Vicenza’daki gibi Teatro Olimpico geliyor.Seçkin mimarlardan
Andrea Palladio’nun Olimpia akademisi için çizdiği bu tiyatronun yapılmasına
1580’de başlanmıştı.Roma tiyatrolarına benzemesi isteniyordu ama önemli değişiklikleride
vardı.Seyircinin oturacağı 13 sıra yarım çember biçiminde değil ,daha yayık,
yarım elips şeklinde yapılmıştı.Böylece orkestra daralmış oluyorduçSahnenin
arkasındaki uzun duvarda üç büyük kapı iki yanında ise birer küçük kapı vardı.Arka
duvardaki kapıların en genişi olan orta kapının üstü kemerliydi Romalıların
zafer tagları gibi. Palladio herhalde bu kapıları perdeler le örtecek belkide
arkalarına periaktoi’lar yerleştirilecekti ama ömrü yetmedi,yapımı başladığı
yıl öldü.Tiyatroyu tamamlama işi kendisine verilen Vicenzo Scamozzi adlı bir
mimarsa değişiklik bir yenilik yaptı.Beş kapının arkasınada derinliğine kısa
sokaklar ekledi ,yanlardaki dört kapıya birer sokak ortadaki büyük kapıya üç
sokak üç boyutlu süsler sütunlar heykellerle bir yunan kentinin sokakları taklit
edilmiştir.Teatro Olimpico 1584’de tamamlandı.Ertesi yıl Sophokles’in Oedipus
Rex adlı oyunuyla açıldı.İtalyanca oynana oyunda 108 kişi sahneye çıktı ayrıca
bu oyun için özel bir müzik hazırlatıldı.Çok tatlı,sıcak,samimi bir havası olan
Teatro Olimpico’da bugün bile zaman zaman klasikler oynanıyor.
Küçük Sabbioneta kasabasında Vicenzo Scamozzi daha da aşırı bir denemeye girişti.Bu
modern tiyatroya doğru atılmış önemli bir adımdı.1580 yılı sonunda , Sabbioneta
kasabasına daha önce minik bir darphane ile gene bir basımevi, bir de küçük
saray yaptırmış olan Dük Vespaziano Gonzago,Academia dei Confidenti için ufak
bir tiyatro yaptırmaya karar verdi.İki yüz elli kişilik küçük bir tiyaroya (Olimpico
1000 kişilikti) beş kapılı geniş bir sahne yerleştirmek kolay iş değildi,uygun
da düşmeyecekti.Scamozzi beş kapıya açılan yedi sokak yerine,sahnenin ortasına
bir tek geniş derinlik yaptı.
Sabbioneta’daki küçük tiyatronun, otuz iki kilometre ötedeki Parma kentinde
Teatro Farnese’i yapan Giambattista Aleotti’yi etkilemiş olduğu düşünülebilir.Teatro
Farnese’in 3500 kişilik seyirci yeri geleneklere uygundu:at nalı biçimindeydi.Seyirci
yeriyle sahne arasında geniş bir orkestra vardı.Bu alanda gösteriler yapılırdı,istenirse
içine su doldurulup gemiler bile yüzdürülebilirdi.Sahne ise günümüzün sahnelerine
benzemekteydi.Geniş bir proscenium’u,arkasında da derin bir sahnesi vardı.Teatro
Fearnese açıldığı zaman perdesizdi.Oysa Ariosto,ta 1519 yılında ,Vatikan’da
I Suppositi adlı oyununu oynatırken perde kullanmıştı.
Teatro Farnese İkinci Dünya savaşında bombalardan büyük zarar gördü,ama Vicenza
ile Sabbioneta’daki iki tiyatro Rönesans sanatçılarının ,bilginlerinin ,devlet
adamlarının , kilise önderlerinin klasik tiyatroyu canlandırma yolunda nasıl
canla başla çalıştıklarını gösteren örnekler olarak bugünde ayakta.Ne var ki
bu çalışma amacına ulaşmadı da ,başka bir yönde gelişti.İtalya Rönesansı’nın
öbür yaratıcıları gibi ,tiyatro adamları da klasik sanatı kendilerine örnek
aldılar,eskiye benzemek istediler,ama çoğu zaman yarattıkları yapıtlar apayrı,yeni,orjinal
şeyler oldu.Teatro Olimpico geçmişin akla yakın bir taklidiydi; yola böyle çıkılmıştı;ama
sonunda Teatro Farnese gibi geleceğe yönelen bir yapıya ulaşılamadı.
RÖNESANS GÖSTERİLERİ
Akademililerle Ercole d’Este gibi soylu kişiler , Plautus’un ,Terence’nin, Seneca’nın
oyunlarını canlandırmak isterlerken ,Serlio,Sabbatini ,daha başka sahne düzenleyicileri
de Vitrivius’tan yararlanarak klasik sahneyi yeniden kurmaya çalışıyorlardı.Ama
Rönesansın olağanüstü dekorları makineleri latin ,Yunan yada İtalyan oyunlarından
çok gösterilere yarıyordu.Bir evlenme,önemli bir konuğun gelişi gibi olaylara
bağlanarak düzenlenen büyük saray eğlencelerinde mitoloji yada alegory kişilerini
konu olarak alan pandomimler danslar şarkılar şiirler geçitler yer alırdı.Gösterinin
bir latin trajedisinin yada komedisinin perde aralarına da konulduğu olurdu.Bu
araya giren gözkamaştırıcı gösterileri intermezzi yada intermedii deniyordu.
Sarayda soylu kişiler için düzenlenen intermezzilerde öbür gösterilerde masraftan
hiç kaçınılmazdı.Serlio sahne düzenleyicilerine öğüt verirken ,“kaça çıkacağını
hiç düşünmeyin “ der.Saraylarda her yıl üç yada dört eğlence düzenlerdi.Her
eğlencede büyük salona sahne yeniden kurulur,gösteriler sona erince kaldırılırdı.Danslar
çoğu zaman sahneden taşar ,dans edenler salonun ortasına ilerlerlerdi.Bu davranışta
klasik tiyatroya benzeme isteği diye açıklanabilir.(Yunanlılar orkestrada dans
ederlerdi)
PASTORAL’LER ile OPERA
Rönesansın sahne gösterileri iki yeni eğlence çeşidinde yerini buldu.Sonradan
ortaya çıkan bu iki eğlence çeşidi, gösterileri salonun ortasından yükseltilmiş
sahneye çekti;ressamları, düzenleyicileri sahne ile ön sahne arasında kalmaya
zorladı.
Pastorellre konularını kır yaşamından alan şiirli oyunlardır.Bu oyunların 1471’de
genç Politian’ın Ercole d’Este için yazdığı konusunun mitolojiden alan oyunundan
geliştiğini söylemek işe yüzeyden bakmak olur.Pastorel yeni bir oyun çeşididir.Ortaçağ
mzstery oyunlarının gerçek örgüsüne karşılık, pastorallerin daha sıkı ,sahneye
daha yatkın bir yapısı vardır.Yunan mitolojisinin kahramanları bu oyunlarda
yerlerini erkek , kadın çobanları, nymphlere (doğanın uzak köşelerinde yaşayan
güzel tanrıçalar,periler) , faunlara (yarı keçi yarı insan tanrılar) bırakmışlardıçDekorlarda
kırları aşaölıkları yada arcadiayı( eski yunan’da çobanlar ülkesi)canlandırır,
saraylar yerine küçük kulübeler çizilirdi.Pastoreller onaltıncı yüzyılda soylu
kişilerin bahçelerini süsleyen çitlerden yapılma bahçe tiyatrolarında da oynandı.
Saray çevrelerinde çok sevilen bu oyunlarda soylu bayanlar bile yer alır , çoban
yada kır perisi rollerrine çıkarlardı.Torquato Tasso ‘nun (1544-1595) 1573’te
yazılıp oynanna Aminta’sı ve Battista Guarinin (1537-1612) Pastor Fido’su (Sadık
Çoban) bu türün en başarılı en beğenilen oyunları olmuştur.Aminta’nın o çağda
Fransızcaya yirmi kere İngilizceye dokuz kere çevrildiğini biliyoruz.Onyedinci
yüzyılda hem bir gezgin hemde bir sanatçı olan Inigo Rones İtalyan pastorellerini
geliştirirek Elizabeth I ile Rames I’in pek sevdikleri saray masquelerini türetmiştir.
İtalya’da ortaya çıkan ikinci bir oyun çeşidi ise operaydı.Bu türdeki ilk örneklerin
Politian’nın Orfeasından ,pastorellerden ,intermezzilerden doğduğu düşünülebilir;çünkü
hepsinde şarkılar söyleniyor,müzikten yararlanılıyordu.Ama tiyatro tarihçileri
operanın bir gelişme sonunda değilde rastgele doğduğunu ileri sürüyorlar.1595’te
bilginlerle müzikçilerden kurulu Camerata adlı bir topluluk ,Floransa’da Yunan
trajedisini taklit etmek isteği ile mitolojiden alınma bir öyküyü şiirli konuşma
biçiminde oynadılar.Oyunu müzikle şarkılarla ördüler.Dafne adlı bu oyun Yunan
trajedesini canlandırmak isterken yeni bir sanat türünün başlangıcı oldu.1637
yılında Venedik’te ilk genel tiyatro açılınca operanın çok beğenilen yaygın
bir sanat haline geldiği görüldü.1700’de yalnız Venedikte onbir opera daha yapılmış,360
opera oyunu yazılıp oynanmıştı.Fransa’ya,Avusturya’ya,Almanya’ya ,İngiltere’ye
de atlayan bu yeni sanat çeşidi 300 yıldan fazla bir zaman İtalya’nın en sevdiği
tiyatro türü olarak kaldı.


