Dünyanın en çok okunanları.Dünya Klasikleri arasında yer alanan ve tüm zamanların en çok okunan kitaplarının kısa özetleri.
Doğmamış Çocuğa Mektup
Anne hamile olduğunu anlar. Fakat çocuğu dünyaya getirip getirmeme konusunda bir çelişki içindedir. Onun tek korkusu çocuğu sonsuzluktan kopartıp kendi gövdesine katan tesadüftür. Bir gün çocuğunun kendisine isyan etmesinden çekinmektedir. Çünkü çocuk dünyaya kendi isteği ile gelmeyecektir. Bu sebeple Anne karnındaki çocuk ile değişik bir atmosfere girerek onunla konuşmaya başlar. Ona hayatla ilgili bilgiler verir ve hayatın zorluklarından bahseder.
Anne çocuğu dünyaya getirmesinin kendisine bir yarar getirmeyeceği görüşündedir. "İnan ki seni dünyaya getirmek bana hiç bir zevk vermeyecek. (...) Çalışan bir kadınım. Başka birçok işim, görevim, yapmayı sevdiğim şey var : daha öncede söyledim, seni gereksinmiyorum" demektedir. Daha sonra bir dergide ceninin (vücudun) gelişimiyle ilgili olarak bir yazı ve fotoğraflar görür bunun üzerine çocuğu dünyaya getirmeye karar verir. Daha sonraki dönemlerde karnındaki bebeğin gelişimini bu resimlerden evre evre takip etmeye başlar
Anne karnındaki bebeğin varlığından tam olarak emin olmak için Doktora gider. Doktor Anneye henüz erken olduğunu ve bir müddet daha beklemesi gerektiğini söyler. Hamile Bayan Hastanede gördüğü davranışlardan rahatsız olmuştur. Bunun sebebini de Eşinden ayrı yaşamasına bağlar. Çünkü bekar bir kadının hamile olması topluma itici gelmektedir.
Anne önce çocuğunu kız olarak doğmasını arzu ermektedir. Çünkü kadın olarak doğarsan yapacak çok şeyin olacak" der. Kadınlar için bu dünyanın mücadelelerle dolu olduğunu ama yinede Kadın olmanın güzel bir duygu olduğunu söyler. Bir süre sonra bunda çelişkiye düşer ve "Erkek doğarsanda aynı ölçüde sevinirim. Hatta belki dahada çok. Çünkü o zaman bir sürü aşağılamadan, ezilmekten, kullanılmışlıktan kurtulmuş olursun'" der.
Hamile Bayan çocuğun varlığından ayrıldığı eşine bahseder. Fakat Çocuğun Babası bu habere sevinmez ve ondan çocuğu aldırmasın ister. Kadın buna şiddetle karşı çıkar. Zaten o çocuğunun babasını hiç sevmemiştir sadece ona hayrandır.
Kontrol için yeniden hastaneye gider. Ama doktor ve hemşireler ona sıcak davranmazlar. Doktor Anneye istirahat etmesi gerektiğini söyler. Ama bu Anne için mümkün değildir. Çünkü o çalışmaktadır. Zaten çalıştığı şirketin Patronu da çocuğa sıcak bakmamaktadır. Anneden çocuğu doğurmaktan vazgeçmesini söyler. Çünkü çocuk annenin iş hayatına olumsuz yansır ve onun yükselmesini engelleyebilir.
Bebek konusunda Anneye tek destek yine kendi Anne ve Babasından gelir. Anne ve Babası bu konuda kadına yardımcı olmaya çalışırlar. Ayrıca önceleri çocuğa pek sıcak bakmayan fakat daha sonra bunu kabullenen bir arkadaşı vardır. Bu arkadaşı bebek konusunda Anne adayına yardımcı olmaya çalışır ve ara sıra gelerek ev işlerinde ona yardımcı olur.
Annenin çocuğu doğurup doğurmamaktaki kararsızlığı devam etmektedir. O hala karnındaki bebeğe hayatla ilgili olarak bilgiler vermeye devam etmektedir.
Anne Adayı bu arada bebeğe üç tane peri masalı anlatır. Aslında bu masalların hepsi annenin başından geçmiş olaylardır ve hepsinde de hayatla ilgili olarak çıkartılabilecek neticeler vardır.
Bu arada doktorunun verdiği nasihatleri dinlemez ve bir iş yolculuğuna çıkar. Çünkü bu yolculuk kadının iş hayatı ve kariyeri açısından önem arz etmektedir. Yasak olduğu halde viski ve sigara içer. Bu yolculuk kendisini çok yormuştur. Daha fazla dayanamaz ve durumunun da kötüleşmesi üzerine yolculuğunu yarıda kesmek zorunda kalır. Geri döner ve bir süre bir motelde dinlenir. Daha sonra Bayan Doktora gider ve muayene olur. Doktor kadını muayene eder ve çocuğun gelişmediğini ve öldüğünü Anneye söyler.
Çocuğun ölümü anneyi kötü etkiler. Kısa süreli bunalıma girer bayılır. Bu arada yaşadığı olayların etkisiyle kendinden geçer ve hayal görmeye başlamıştır. Bir mahkeme" ve bu mahkemede kadın yargılanmaktadır. Yargılanmasının sebebi ise bebeğin ölümünden sorumlu olup olmamasıdır.
Bu yargılamada Doktoru, Hemşiresi, Kocası, Patronu, Arkadaşı ve Anne Babası vardır. Hepsinde bir hüzün vardır. Hepsi teker teker kalkar ve iddialarını ortaya koyarak kadının suçlu ve suçsuz olduğunu yüksek sesle söylerler.
Kendi doktoru kadını cinayetle suçlar. Ona göre kadın bebek için gerekli ihtimamı göstermemiş ve çocuğu tehlikeye atmıştır. Kocası ise sürekli ağlamaktadır. Bir sey söyleyecekmiş gibi kalkar ve oturur. Oda Annenin suçlu olduğuna inanır. Arkadaşı kadını suçlar ve ona sitem eder. Bayan Doktor erkek meslektaşının takındığı tavrı eleştirir ve kadınlık iç güdüleriyle mesleğini de devreye sokarak kadını suçsuz bulur.
Patronu bu jüride yer almaması gerektiğini söyler çünkü o kadınla sadece mesleki açıdan bir bağı vardır. Ama yinede ona göre kadın suçludur. Kadının Anne ve babası kızlarını suçsuz bulurlar ve kızlarını savunurlar.
Bu sırada çocuğun sesi duyulur çocuk kendi hakkında konuşulan her konu için konuşan kişileri haklı bulur ve "Doğmayı ben istemedim" der.
Çocuğu Annenin karnından alırlar. Anne bebeği bir kavanozun içine konmasını söyler ve ona bakarak yaşadığı günleri hatırlar.
Suç ve Ceza
Romanın Başlıca Karakterleri
Rodion Romanoviç Raskolnikov (Rodya):Romanın başkahramanı. Öğrenimini yarım bırakır. Geçinmek için çalışmak zorundadır. Öteki insanlardan üstün olduğuna inanır. Dounia: Raskolnikov'un kız kardeşi, Luzhin'le nişanlanır.Petroviç Luzhin: Dounia'nın nişanlısı, bencil, küstah.Svidrigailov: Dounia'nın hayranı, hırslı bir adam. Sonia: Kızına bakmak için yapmadığı kalmayan, Raskolnikov'un sevgilisi, iyi bir kadın. Alonya İvanovna: Tefeci kadın. Lizaveta İvanovna: Tefeci kadının üvey kardeşi. Nikolai: Suçunu itiraf eden boyacı. Fanatik Hıristiyan.
Öğrenimini bırakmış, eski bir hukuk öğrencisi olan Rodion Romanoviç Raskolnikov, hastadır. Kafası yoksulluk bir yana Rusya'ya Batı'dan gelen yeni düşüncelerle karman çormandır. O, insanlan iki sınıf olarak düşünür. İlki kendi yasalarını kendileri getirenler. Bunlar sıradışı, farklı kişilerdir. Raskolnikov da kendisini bu sıradışı farklı, üstün kişilerden sayar. Yani bir Sezar, yani bir Napolyon olarak görür. Bunun böyle olup olmadığını anlamanın tek yolunun da, ölüsünün hiç kimseye zararı dokunmayacak, nefret edilen birinin öldürülmesidir. Kurban olarak da Alonya İvanovna'yı seçer. İvanovna bir kadındır. Üstelik yaşlı bir kadın... Ama kadının suçu büyüktür, o bir tefecidir. Kendisine bırakılan rehinler karşılığında borç para vermekte, tefecilik yapmaktadır. Örneğin beş rubblelik bir saati, 1.5 rubleye kapatabilmektedir. Roskolnikov'un saati kadındadır. Raskolnikov kadını öldürmekle birkaç yarar sağlayacağını kendini inandırır. Önce kadın çok zengindir, bunun için onun mallarına el koyacak, zengin olacaktır. İkincisi pek çok kişinin sömürülmesini engelleyecektir. Bunun için plan program yapar, kendi kendisiyle büyük bir hesaplaşmaya girer, sonunda öldürme kararını verir. Öldürmek için gittiğinde kadın, kendisine bir rehin getirip para alacağını sanır. Ne getirdiğini sorar, Raskolnikov, onun bir gümüş bir sigara tabakası olduğunu söyler. Tabaka bir iple bağlıdır. Onu çözmeye uğraşırken, bir an sırtını Raskolnikov'a dönerek pencereye yaklaşır. Çözemeyince de öfkeyle bağırır: -Ama ne diye bu kadar acayip bir şekilde bağladınız?
Bu söz sanki Raskolnikov'a saldır işaretiymiş gibi gelir ve Alonya İvanovna'yı paltosunun içinde sakladığı baltayla vahşice öldürür. Cebinden anahtarları alır, çekmeceleri karıştınrken, pek çok bilezik, saat, yüzük, iğne, saat kösteği, sigara tabakasıyla karşılaşır. Bunlarla uğraşırken, bu kez öldürdüğü kadının üvey kız kardeşi Lizaveta gelir. Lizaveta. korkudan bağıramaz bile. Raskolnikov onu da öldürmek zorunda kalır. Sonra birkaç şey aldıktan sonra evden uzaklaşır.
Raskolnikov, zaman zaman güçlü ne yapacağını bilen biridir, zaman zaman tam tersidir. Kadının evinden çaldıklarını saklamak için çılgınlar gibi uğraşır. Raskolnikov'un bu suçu, ailesi ve arkadaşlarını etkiler. Kız kardeşi Dounia, Luzhin adında bir burjuvayla ticari bir evlilik yapacaktır.Amacı eline para geçmesi bunu Raskolnikov'a da vermesidir. Bunu duyan Raskolnikov, bu evliliğe karşı çıkar. Raskolnikov'un annesi oğluna çok düşkündür. Onun olumsuz bir tavır olmaz. Çünkü kızı daha önce çocuk bakıcısı olarak çalıştığı yerde cinsel tacize uğramıştır.
Raskolnikov, kadının evinden çaldıklarını bir yer bulup bir türlü saklayamamanın verdiği sıkıntı yanında, bir de karakol polisinin ifade için çağırması, onu korkutur. Polislerin yanında bayılır, arkadaşı Razumihin yardımcı olur, odasına götürür. Bir türlü kendine gelemez. Yatağının yanına gelen arkadaşları onunla baygın bir haldeyken konuşurlar, bu konuşmalarından ve sayıklamalarından kadını onun öldürdüğü anlaşılır, iyileştikten sonra Raskolnikov, yeniden karakola giderek kadına rehin bıraktığı saatini ister. Cinayeti çözmek için çalışan polislerden biri ona sorular sorar. Cinayeti işleyenin Raskolnikov olabileceğini sezer. Raskolnikov'un annesi ve kız kardeşi Dounia, Luzhin'le evlenme törenine hazırlık için başkente gelirler. Eniştesi Luzhin de oradadır. Raskolnikov'la daha başlangıçtan beri iyi geçinemeyen Luzhin, kavgaya tutuşurlar. Kavga sonucu Luzhin, Dounia'yı aşağılar ve yanından kovar. Böylece de evlilik ilişkileri suya düşer. Buradan çıkarken daha önce çocuklarına dadılık yaptığı Svidrigailov'la karşılaşır. Kendisiyle karşılaşmaktan memnun olduğunu söyleyen eski patronu ve hayranı Svidrigailov, randevu ister. Karısı ölmüştür. Luzhin de ona on bin ruble vermeye hazırdır. Ama Raskolnikov ve kardeşi Dounia, bu dalavereci adamla bağlarını koparmaya karar verirler. Tam bu noktada Dounia ile Razumihin biribirlerine âşık olmaya başlarlar. Bu aşkta hiçbir sahtecilik yoktur. Masum bir aşktır.
Raskolnikov'un takıntısı bir türlü geçmez, hem kendinin suçsuz olduğunu polise göstermelik olarak duyurmak, hem de daha önce benim dediği saatin ne olduğunun sorumluluğunu taşıdığını belli etmek için yeniden polise gider. Bunu firsat bilen memur Porfiry Petroviç, Raskolnikov'u yeniden sorguya çeker. Birtakım söz ve düşünce tuzaklanyla onu konuşturmaya çalışır. Bu sırada boyacı Nikolai karakola gelerek, suçu itiraf eder. Bu durumda Raskolnikov temize çıkmıştır. Ama çok garip bir duyguyla artık suçunu itiraf etmeyi aklından geçirir. Bu özgürlüğü elinden alınmıştır. Bunun için de Sonia'ya giderek, ona her şeyi anlatır. Sonia, dine inanan iyi bir kadındır. Kızına bakmak için fahişelik de yapmıştır. Ama buna rağmen dinden ayrılmaz. Raskolnikov'a suçunu itiraf etmesini, ettiği zaman kendisini rahat hissedeceğini söyler.
Raskolnikov, herhangi bir tepkide bulunmaz. Ancak, aynı öneri polis memuru Porflry Petroviç'ten de gelir. Çünkü boyacı Nikolai suçsuz bulunmuştur. Onun suçu üstlenmesi dinsel inancından kaynaklanmaktadır. O, dünyanın günahlarının, başkalarının suçlarını yüklenmekle temizleneceğine inanır. Boyacı, yanlış bir itirafta bulunmuştur. Bunun için de polis, cinayetin hâlâ Raskolnikov tarafından işlendiği düşünmektedir. Bu arada Svidrigailov, gerçeği öğrenir. Çünkü Sonia ile iki apartman daireleri bitişik olarak oturmaktadır. Roskolnikov'un Sonia'ya yaptığı gizli itirafları dinlemiş ve bu itirafı Svidrigailov, kendisi için kullanmak istemektedir. Çünkü gözü, onun kız kardeşindedir. Eğer kız kardeşi kendisiyle evlenirse, Raskolnikov'un ülkeden kaçmasına yardım edecektir. Yoksa... Dounia, böyle bir şantaja çok sinirlenir, tabancasını çeker, ateş eder, kurşun Svidrigalilov'u sıyırarak geçer, ikinciyi sıkmaz. Svidrigailov, Dounia'nın elindeki tabancayı alır, odadan dışarıya çıkar ve orada kendisini öldürür.
En sonunda, tüm dış güçlerin ortadan kalktığını gören Raskolnikov, suçunu itiraf etmeye karar verir. Sibirya'ya sürgüne gönderilir. Ona Sonia da eşlik eder. Böylece işlediği suçtan ötürü henüz hiçbir pişmanlık duymasa da, Sonia'nin sözleri ona zamanla bu olanağı verecektir. Roskolnikov, kendiliğinden bir hareketle yastığının altındaki İncil'i çıkarır. Kitap Sonia'nındır. Hiçbir zaman kapağını açmamıştır. Ama şimdi aklında; - Onun inandıklarına ben de inanamaz mıyım? Onun duygularına... Hiç olmazsa heyecanlarına katılamaz mıyım? (s.544) diye geçirir. İkisi de yedi yıla yedi gün olarak bakmaya hazır olarak Sibirya'ya giderler
Ana
Ana Çinde yaşayan bir kadındır. Bu kadın evlidir. Kocası ve üç çocuğu ve kaynanasıyla birlikte yaşamaktadır. Ailenin durumları iyi değildir.Karı koca geçimlerini tarlada çalışarak saglamaktadır.kaynanasıda evde çoçuklara göz kulak olmaktan başka bir iş yapamamaktadır. Ana hayatından memnundur gecimlerini zorda olsa bir şekilde saglamaktadırlar.ana kocasını seviyordur ama kocası artık hep aynı seyleri yapmaktan sıkılmıstır. Ana ve kocası bir gün ufak bir nedenden dolayı büyük bir kavga ederler.kocası kimseye haber vermeden. Şehre gitmeye karar verir. Ana bunu anlayınca cok üzülür ve hergün kocasının onu bırakmayacagını ve bir gün geri döneceğini düşünür.herkese kocasının geri gelecegini bir iş için gittigini söyler.
Kocası bir süre dönmeyen ana kocasını cok iyi bir iş buldugunu her yıl para gönderecegini söyler. Kadının kaynanasınında ölmesiyle Kadın artık yalanlardanda sıkılır.kendisini kötü hissetmeye baslar bir gün malını satmaya gittiginde mal sahibinin kahyasının ona bakışlarını görür.ve cok etkilenir adam bunu hergün takip eder ona kolyeler alır .ve kadını etkiler. Kadın kahya ile ilişkiye girer ve hamile kalır bu utanç verici durumu kimseye söyleyemeyen kadın içinde büyüyen canlıdan nasıl kurtulacağnı düşünür emmioğlunun karısına gider ver olanları anlatır emmioğlunun karısı olanlara çok şaşırır ve bunun bi ilaçı olduğunu söyler ana hemen para verir ve hemen gidip almasını söyler ve ana çocuktan kurtulur. Aradan yıllar gecer ne kocası gelir nede kahya onu elde ettikten sonra onun yüzüne bakar.ana çocuklarıyla ilgilenmez olur bu durumdan aglaması gerektigini düşünür. Bir mezarın basına gider ve yalnız basına saatlerce aglar ana kendine gelir çocukları yanına gittiginde onları harap olmus halini görür onlarla ilgilenmeye başlar.
Aradan yıllar gecer büyük oğlu ve kızı evlenir kızının gözlerinde problem vardır çok az görüyordur birkaç ay sonra kızı hayatını kaybeder ve oğlunun da çocuğu olmuyordur. ana buna çok üzülür. Ana bunu yaptıklarına bağlar ve bunların hepsinin onun yüzünden olduğunu düşünür küçük olguda kötü işlere bulaşır eve gelmez olur ve aradan aylar geçer oğlu eve gelmez ana buna da çok üzülür. Aradan zaman geçer oğlunun zindana atıldığını idam edileceğini duyar ana olgunu kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapar ama oğlunu kurtaramaz . Ana yeniden Aglamaya baslar mezarın basında saatlerce aglamaya devam eder sonra büyük oglu yanına gelir ve bir torununun olacağını söyler buna çok sevinen ana hayata tekrar baglanır. Torunu olmasıyla hayatına devam eder.
Fareler ve İnsanlar
Lennie: Geri zekalı bir adam. Çok iri ve olağanüstü kuvvetli George: Lennie'nin arkadaşı, dostu. Onu her türlü beladan koruyor.Slim: Arabacı başı. Güvenilir, saygın bir adam Candy: Yaşlı temizlikçi Curley: Ustabaşı. Son derece acımasız Kadın: Curley'in kansı. Uygunsuz bir kadın.Crooks: Zenci seyis Carlson: Çiftlikte çalışan işçilerden biri
George ile Lennie iki arkadaştır. Bir çiftliğe çalışmaya gitmektedirler. George, Lennie'ye hiç ağzını açmamasını, yoksa onlan işe almayacaklarını söyler. Her ağzını açışta başlarını belaya sokmaktadır.
Daha önce çalıştıkları yerde bir kızın elbisesi hoşuna gitmiş, ona dokunmak istemiş, kız ise kurtulmak isterken Lennie istemeden onun canını yakmıştır. Kız çığlıklar atarak tecavüze uğradığını söyleyince herkes onlan linç etmeye kalkmış, canlarını zor kurtarmışlardır. Lennie ağlamaklı bir şekilde George'un anlattıklarını dinlemekte, istemiyorsan çekip gider mağarada yaşarım, diye sayıklamaktadır. George içinde büyük bir acıma duygusuyla onu bırakmayacağını, ilk firsatta ona bir köpek yavrusu alacağını söyler. Arkadaş olduklarına ve birbirlerini kolladıklanna inandırır.
Sonra keyifli günlerde yaptıktan gibi tavşanlardan, Lennie'nin onlara nasıl bakacağından konuşurlar. Paralarını toparlayıp kendilerine küçük bir ev ve birkaç dönüm toprak alacaklardır. İnekleri, domuzlan ve tavsanları olacak, beyler gibi yaşayacaklardır.
George Lennie'ye eğer başları derde girerse, gelip bu çalılıklarda saklanmasını ve o gelene kadar çalılıklardan çıkmamasını öğretir. Geceyi çalılıkların içinde geçirir, ertesi gün çiftliğe giderler. Burası son derece yoksul bir yerdir. Uzun boylu yaşlı bir adam onları içeri alır. Temizlikçidir. Ustabaşının onları bir gün önce beklediğini ve gelmedikleri için çok kızdığını söyler. Burada çalışanların büyük bir kısmı canına tak ederek işi bırakmıştır. Ustabaşının oğlu Curley, zalim bir adamdır. Zencilere ve kendisinden iri erkeklere sataşmak en büyük zevkidir. Yumrukları da güçlüdür. Hafif siklet dövüşmektedir. Temizlikçi onun uygunsuz bir kadınla evlendiğini bu yüzden daha da huysuzlaştığını söyler. Biraz sonra kapıda görünür. Lennie'ye sorduğu sorulara George cevap verince sinirlenir. George, bu Curley denen adamdan korkmuştur. Lennie'ye onunla hiç konuşmamasını eğer bu adamla başı belaya girerse, daha önce geceyi geçirdikleri çalılıklara gidip saklanmasını anımsatır. Kapıda güzel ve aşırı makyajlı bir kadın belirir. Curley'in karısıdır ve onu aramaktadır. Lennie, büyülenmiş gibi kadına bakmaktadır. George, Lennie'ye bu kadından uzak durmasını söyler. İki arkadaş da burayı sevmemiştir. Buradan gitmek istemektedirler. Fakat hiç paraları yoktur. Kapının ağzında uzun boylu bir adam belirir. Gelen arabacı başı Slim'dir. Çiftliğin prensi sayılmaktadır. Tavırlarında bir saygınlık vardır. O konuşmaya başladığında herkes susup dinlemektedir.
George ve Lennie'ye hiç arpa yükleyip yüklemediklerini sorar. George Lennie'nin bu işi çok iyi yaptığını söyler. "Kafası pek çalışmaz ama çok iyi bir işçidir" der.
Slim, Lennie'nin çok iyi çalıştığını ve çok güçlü olduğunu söyler. Çalışmasından çok memnundur. Slim "senin ve onun birbirinize böyle bağlanmanız senin gibi akıllı bir adamın böyle kafayı üşütmüş biriyle dolaşması garip" der. George ise "Lennie çok kafasızdır ama deli değildir ben de pek akıllı sayılmam. Öyle olsaydı toprağım olurdu, arpa taşımakla uğraşmazdım" der. "İkimiz de Auburn'da doğduk. Onun Clara teyzesini tanırdım. Onu bebekken yanına alıp büyütmüş. Teyzesi öldükten sonra onunla ben ilgilendim. Birbirimize alıştık. Söylediğim her şeyi yapar. İstersem onu döverim. Bana hiç el kaldırmaz. Slim o iyi bir adam. İyi adam olmak için akıllı olmaya gerek yok" der.
George ve Lennie, odada yalnız kalır ve yüksek sesle hayallerini konuşmaya başlarlar. Küçük bir çiftlik alacaklar. Hayvan besleyecekler. Kimse için çalışmayacaklar. Birden yatakta sessizce yatan Candy "benim biraz birikmiş param var, ne olur beni de yanınıza alın buradan kurtulayım" der. Bu hayallerin içine onu da alırlar. Onlar böyle hayaller kurarken Lennie'nin içeri girer ve karısını görüp görmediklerini sorar. Curley'in yüzündeki gülümseme onu delirtir. Kendisiyle alay edildiğini zannetmektedir. Birden Lennie'ye saldırıp, yumruklamaya başlar. Lennie'nin kaşı patlamıştır. Her tarafı kan içindedir. Gene de kıpırdamadan durmaktadır. George bu duruma çok öfkelenmiştir. Bitir işini diye bağırır. Sana vurmasına izin verme. Bunu üzerin Lennie adamın yumruğunu havada yakalar. Curley'in eli kırılmıştır. Acı içinde kıvranmaktadır. George adamın elini zor kurtarır. Hemen Curley'i doktora götürürler. Lennie çok üzülmüştür.
Birkaç gün sonra Lennie ahırda köpekleri sevmektedir. Fakat yavrulardan birini severken öldürmüştür. Bu durumdan çok korkmuş, yavruyu nasıl saklayacağını düşünmektedir. O sırada içeri Curley'in karısı girer. Yanına oturup onunla konuşmaya başlar. Kocasını sevmediğini burda çok canının sıkıldığını söyleyip, onu baştan çıkarmaya çalışır, Lennie'ye saçlarının çok güzel olduğunu onlara dokunmasını ister. Lennie kadının saçlarını okşamaya başlar. Bir süre sonra okşamanın şiddeti artar. Kadın kendini kurtarmak ister. O çırpındıkça Lennie paniğe kapılır. "Lütfen bağırma George çok kızıp, tavşanları vermeyecek der." Kadının sussun diye ağzını kapamak ister. Kadın birden hareketsiz kalır. Boynu kırılıp ölmüştür. Lennie çok korkmuştur. Kötü bir şey yaptım diyerek, daha önce konuştukları çalılıklara kaçıp saklanır. Curley, "bu işi kimin yaptığını biliyorum, onu geberteceğim" diye bağırmaktadır. George'a onun da kendileriyle birlikte gelmesini, aksi halde bu işin içinde onun da olduğu kanısına varacağını söyler. Hep birlikte Lennie'yi aramaya çıkarlar. George yolda onlardan önce Lennie'ye saklanmasını istediği yere gelir. Bir süre konuşurlar. Ve sevgili dostunu ona hissettirmeden tek kurşunla vurur...
Martı-Richard Bach
Janathon, diğer martılardan çok farklı bir martıdır. O rekabetten pek hoşlanmaz ve kendi sürüsündeki martılar gibi teknelerin arkasında kendilerine atılan yiyecekleri almak için çabalamaz. Onun hayatı sadece özgürce uçmaktan ibarettir. Gürültüyü sevmez, kimseye hesap vermez ve özgürce yaşar. Janathon'ın ailesi ve arkadaşları onun bu tavırlarını hiç sevmez. Janathanda bu düşüncelerden kaçmak için sürekli uçar ve genelde ailesinden ve arkadaşlarından uzakta olur.
Janathan bir gün uçma etkinliklerine katılmak için uçar ama yarışmayı kazanamaz. Sürüye dönmek zorunda kalır ve arkadaşları gibi davranmaya başlar.Bu durum onu çok üzmüştür. Bir şeyler yapması gerektiğini düşünür ve aklına bir şey gelir. Martıların gece uçamayacağını ve bununla ilgili bişey yapmak ister. Bu düşünceyi diğer martı arkadaşlarıyla paylaşmak ister. bunu yapması için ilk önce sürüye tekrar katılması gerekir. Kurultaya gider ve istersek özgürce uçabilirz der. Kurultay Janathana kızarak onu lanetler ve tamamen sürüden kovar. Bunun üzerine Janathan hırslanır ve uçmayı en iyi şekilde ögrenmeye başlar. Aradan kısa bir zaman sonra uçmayı başarır. Daha sonra sürüden kovulan 2 martıyla tanışır bunlar; Sullinen ve Chiang'dır. Bu iki martı Janathandan daha iyi uçuyorlardır. Ama aralarında en yetekli Chiang'dır. Janathan bu martıdan çok şey ögrenir.
Janathan daha fazla dayanamayarak lanetlendigi sürüye geri döner. Çünkü amacı özgürlüğün çok güzel bir şey olduğunu bunu onlarında yapabilecek olduğunu göstermek ister. Ve bunuda layıkıyla yapar. Janathan'ın kendisi gibi düşünen ve sürüden dışlanan bi öğrencisi vardır. Adı Fletcherdir. Bu martı çok hırslıdır. Bir gün uçmaya çalışır ama kayalıklara çarpar. Herkes onun öldüğünü sanır ama o hayattadır. Tekrar ayağa kalkar ve uçar bunu gören Janathon onun artık öğretmen olabileceğini söyler ve gözden kaybolur...
Sefiller
Jan Valjean: Romanın başkahramanı. Önce çalışkan bir köylüyken hırsızlıktan hapishaneye düşer, mahkumluktan sonra, ticarede uğraşır,belediye başkanı olur, bahçıvanlık yapar. Kötülüklerden arınır, topluma yararlı bir insan olur.Javert: Polis memuru. Dürüst.Mösyö Beinvenu: D kasabasının Piskoposu. Herkese iyilik yapmakla günlerini geçiren din görevlisi.Fentine: İyi bir insan ama koşullar yüzünden fahişeliğe sürüklenir.Cosette: Fentine’nin kızı Jan Valjean’ın evlatlığı nazik ve sevimli bir kız.Albay Baron Georges Pontmercy: Walerloo'da çapkın bir subay. Yaşlanınca huyundan vazgeçmiş, kendini cicek yetisrirmeye vermiştir. Marius Pontmecy: Albayın oğlu, kendisini babasının anısına adayan bir genç, Cosette'in arkadaşı.
Roman beş cilt ve her biri bir roman büyüklüğünde beş kitaptan oluşuyor. Sefiller, Jan Valjean (Jan Valjan) ve polis müfettişi Javert (Javer) arasında sürüp giden bir kovalamacanın, kız kardeşinin çocukları için ekmek çaldığı için beş yıla mahkum edilen Jan Valjean'ın öyküsüdür.
Jan Valjean, -yalnızca- bir somun ekmekten dolayı kürek cezasına çarptırılır, birkaç kez kaçma girişimiyle cezası on dokuz yıla çıkar. 1815'te serbest kalır, ama hapisten sonra inançlarını yitirmis, topluma öfke ve kin duymaktadır. Sefil bir halde D" kasabasına gider, burada kasabanın piskoposundan gördüğü iyilikle ruhu aydınlanır. Çünkü Piskopos ona çok ivi davranır. Jan Valjean yıllar sonra böylesine güzel bir davranış karşısında cok mutlu olur. Ne var ki Jan Valjean bu güzel davranışı görmez, Piskoposun gümüş yemek takımlarını çalmakla karşılık verir. Ancak yakalandığında polis, yüzleştirmek için Piskoposun karşısına getirdiğinde ise, Piskopos yine güzel davranışın bir başka seçkin örneğini verecek, yemek takımlarını kendisinin hediye ettiğini söyleyecek, dahası ona "Şamdanları unutmuşsun" diyecektir.
Jan Valjean, bu kez Piskopostan özür dileyip artık hayata dürüst ve erdem sahibi iyiliksever bir insan olarak yeniden başlayacağına söz verir. Fransa'nın kuzeyinde ucuz mücevher imalatçılığı yaparak yaşamaya başlar. Geçmişini gizler, kısa sürede zencin olur ve herkesin sevgisini kazanarak, kasabaya belediye başkanı seçilir. Ne var ki Jan Valjean'ın geçmişini gizlemesi kuşkuları üzerine çeker. Polis Javert, bir hırsızlık olayından yola çıkarak, araştırmalara başlar. Konu D" kasabasındaki hırsızlık olayına kadar gelir. Jan Valjean'ı tutuklayacaktır ki, aynı adı taşıyan bir başkası tutuklanır. Bunun üzerine polis Javert, Jan Valjean'dan özür diler, böyle bir yanlışlık karşısında istifa etmek ister, ancak istifası kabul edilmez. Konu kapanır. Ne var ki Valjean'ın ahlâkı, kendi yerine bir başkasının hapsedilmesine izin vermez. Mahkemeye gider, gerçeği anlatarak, suçlu olduğunu söyler. Teslim olur ve hapisaneye girer. Bir gece yattıktan sonra kaçar. Jan Valjean, teslim olmadan önce sakladığı -hak ederek kazanılmış- paralarını alır, eski bir fahişe olan Fantina'nın ölümünden sonra üvey anne babası tarafından kötü yetiştirilen, Fantina'nın kızı Cosette'i (Kozet) bulur ve onu da yanına alarak bir manastıra sığınır. Manastırın bahçıvan olarak çalışmaya başlar. Evlat edindiği Cosette ise, rahibe okuluna gider. Sanki polis müfettişi Javert'den kurtulmuş gibidir. Güvenlik içinde yaşar. Yıllar böyle sakin geçerken, Cosette'in genç ve güzel bir genç kız olmasıyla değişir. Cosette, babası Napolyon ordusunda subaylık yapmış birinin oğlu olan öğrenci Marius'a (Maryüs) âşık olur. Zengin dedesi tarafından büyütülen Marius,
her zaman haklıdan yana olan Jan Valjean gibi, 1832?de isyan eden sosyalistlerin safindadır.. Cosette ile Marius, Paris'in Luxemburg Gardens adındaki parkında tanışırlar ve Valjean'ın kendisini gizli tutmasına rağmen, gizli gizli mektuplaşırlar Paris ayaklanmıştır.
Sosyalistler, 1832'de, Paris'te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir başkaldırma hareketine başvururlar. Marius ve arkadaşları, bu başkaldırıya katılırlar. Jan Valjean da onların içindedir. Paris kanla yıkanırken, Javert ile Jan Valjean yine karşı karşıya gelirler. Jan Valjean, Javert'i ve Marius'ü ölümden kurtarır. Javert, Valjean'ı tutuklamaz. Valjean da fırsattan yararlanıp Javert'i öldürmeye kalkmaz. Ancak bu soylu davranış karşısında bütün inandığı değerlerin sarsıldığını gören Javert, hayatında ilk kez olarak, bir mahkumun, kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağına inanır. Bir polis memuru olarak bugüne kadar sahte olasılılıklara göre işleri yürüttüğü inancına varır. Valjean'ı tutuklama yerine kendini öldürür. Balkaldıranların durumu parlak değildir. Marius ağır yaralanır ve Valjean onu yeraltındaki kanalizasyonlardan kaçırarak kurtarır. Büyükbabasının evine getirir. Kendisini kimin kurtardığını bilmemektedir. Cosette'in bu genci sevdiğini anlayan Valjean, onların arasına girmeme karar verir. Cosette'nin Marius'ü sevdiğini, onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette'ye büyük miktarda para verir. Şimdi bir barones olan Cosette'nin eski bir kürek mahkumunun kızı olarak kendisinin bilinmesini istemez ve yalnız yaşamak ister. Oysa Marius, hayatını kurtaran kişinin Valjean olduğunu öğrenmiştir. İki genç, ölüm yatağında son anlarını yaşayan Valjean'a koşarlar. Yatağında onları karşılar. Bu karşılaşmada duygusal anlar yaşanır. Her üçü de gözyaşlarını tutamaz. Ölüm yatağında bile onların mutlu olmasını dile getirir. Yıllarca önce piskoposun büyük bir erdemli davranışla kendisine hediye ettiği ve böylece ruhunu kazandığı gümüş şamdanları Cosette'e verir.' Cosette ve Marius evlenirler. Jan Valjean yatağa düşer.


