Realizm
Resim ve heykel sanatlarında,günlük yaşamı ve sorunlarını olduğu gibi ve ayrıntılarıyla
biçimlemeyi amaçlayan anlayıştır. Bu akımı en iyi şekilde tanımlayan ressam
Gustave Courbet "Ben hiç melek resmi yapmadım,çünkü hiç melek görmedim." demiştir.
Gerçekçilik 19. yy.'ın ikinci yarısında çıkmış olan popüler tiyatro ve romantik
tiyatroya karşı bir akımdır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde
ise gerçekçilik yani realizm ise, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır.
Romantizmin dramatik biçimlere,kalıplara karşı olan tutumu elbette realizmin
yolunu açmıştır Bu akım 19 yy. Avrupası'nda görülen toplumsal,ekonomik değişimlerden
oldukça etkilenmiştir Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından
kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve
temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin
amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve bir bilim
adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır
. Fizik kuralları artık hakimdir. Örneğin Darwin'in türlerin kökeni,insan evrimi
,doğal seleksiyom yazarların esin konusu olmuştur. Fizyoloji'de Claude Bernard
, psikoloji'de Sigmund Freud isim yapmıştır. Tiyatro yazarları arasında İbsen,
Hauptmann ,George Bernard Shaw ve Çehov'u sayabiliriz. Realizmde dramatik olan
insanın yaşamını sürdürebilmesi için verdiği savaştır. İnsan varlığını sürdürmek
ve onurunu korumak için çetin bir savaş vermek zorundadır ve ne kadar gözü pek
olursa olsun o savaşa yenik düşecektir.
Realizmle romantizmde var olan yaşamdan kopukluk,toplumsal sorunlara ilgisizlik
,hastalıklı duygusallık,yapaylığa karşı çıkılıp;toplumsal sorunlara özellikle
eğilerek çağdaş tiyatronun temelleri atılmıştır. . Endüstrileşmenin ve güçlenen
kapitalizmin sonuçlarıyla beslenmiştir. Bu dönemde köyden kente göç , sendika
,işçi hakları ,yoksulluk vb. gibi insana dair toplumsal sorunlar varken romantizmin
deyim uygunsa suyu çıkmıştır. İdealist felsefeden materyalist felsefeye geçilmiştir
artık. Romantizm düşsel olanı,gerçekçilik ise somut olanı tüm gerçekçiliğiyle
göstermektedir. Ayrıca bu gerçekleri gösterirken realistler tüm acılığıyla çirkinliğiyle
göstermekten hiç çekinmemişleridir. Gerçekçilikte kolay çözümlemelerden kaçınılır
ve bir durum her yönü ile tartışılır. Tiyatro yazarlarının seyircisinden beklentisi
oyundan gerçekmiş gibi etkilenmesi bunu yaparken de bir oyun izlediğinin bilincine
varmasıdır. Sahnede illüzyon önemli bir yer taşımaktadır. Seyirci gördüklerine
inanmazsa olayı bilimsel olarak alamaz.
Bu dönemin kendi uygulamalarıyla gerçekçi tiyatronun kuramını yaratan Sranislavsky
her şeyden önce yapay oyunculuğa,tiyatrosallığa dış kalıpların ezberlenerek
yinelenmesine karşıdır. Modern tiyatro bize ne kazandırmalıdır? Stanislavsky'e
göre yaşamın yalnızca yansıması verilmemeli;korkunç,gizli bir gerilim içinde
yaşamda var olan her şey yansıtmalı;sanki günlük yaşammışçasına yalın ama gerçekte
tüm coşkuların soyutlaştırıldığı ve canlı tutulduğu kesin ,ışıklı imgelerle
canlandırılmalıdır. Bilinçaltı yaratıcılığını harekete geçirmek için sihirli
eğer formülü geliştirmiştir. Çok önemli olan bir nokta var ki " deneme yanılma
yöntemi ile geliştirilen bu sihirli eğer çalışmasında oyuncu kendi iç gerçeği
ile dış hareket arasındaki bağıntıyı önce kendinde inceliyor sonra canlandırdığı
oyun kişisinde görmeye çalışır." Çalışmalar sırasında akıl uyanık! Sıradan günlük
bir olayı sahnede yapmak: Othello'nun kendini öldürdüğü hançerin kartondan olması
önemli değil;kendisini öldürmeye iten duyguları haklı gösterebilmesi önemlidir.
İçten dışa aksiyon söz konusudur. İnanç gerçeklikten ayrılamaz.
Bu akımın iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert'in Madame Bovary adlı romanı
ile Emile Zola'nın Nana adlı romanında cinsellik ve şiddet edebi bir mikroskop
altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Realizm felsefesinin
altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert,
Zola'nın yanısıra Honore de Balzac, Stendhal, Rusya'da Lev Tolstoy, İvan Turgenyev,
Fyodor Dostoyevski, İngiltere'de Charles Dickens ve Anthony Trollope, Amerika'da
Theodore Dreiser, İrlanda'da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm,
20. yüzyıl romanının gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir.


