Antik Mısırda Spor - İlk Olimpiyatların Başlangıcı
Sporun tarihi, uygar insanın amacının başlangıcı kadar olasılıkla eskiydi. Spor, zamanla insanların sosyal ve doğal çevreleri ile ilişkilerinin yükselmesi için kullanılan bir yöntem şekline zamanla dönüştürüldü. Bu gelişim zamanla insanın temel bedensel hünerlerinin doğal gelişimi olarak görüldü. Spor, tarih içinde (bedensel) özel hünerlere sahip kişilerin önemsenmesiyle de hızlı bir gelişim sağladı, hızlı koşan biri diğerlerinden ayrıldı ve kazanma amaçlı yarışlara dönüştü. Bu mücadele kurallar ile sınırlanınca spor faaliyetleri ve yarışları farklı bir gelişim sağladı.
Sporun Antik Mısır'da ilkel ve askeri de olsa ilk olarak ortaya çıktı ve gelişti düşünülmekte. Sporun tarihine ilişkin ilk görsel betimlemelerin Firavunlarına ait Piramitlerin duvarlarında tespit edilmesi bu fikrin geniş ölçekte doğrulanmasını sağlamış. Mısırlıların spor faaliyetlerini, Antik Mısır insanları tarafından tapınak duvarlarına tüm detayı ile işlemiş. Firavun mezarlarını süsleyen bazı duvar resimleri, Antik Mısırlıların birçok modern spor dalının ilk ataları olduklarını göstermekte. Mısırlılar sadece spor oyunlarını değil sporun kurallarını da ilk düzenleyenler olduklarını Herodotos bize MÖ. 7. yüzyılda bir grup Olimpialı'nın Mısır Firavunu Psammis'i ziyaret ederek organizasyon ve kurallar konusunda bilgi ve görüş aldıklarını şeklinde aktarır. Spor yarışmalarının düzenini ve akışını belirleyen bu kurallar ve kategoriler, günümüzdekine benzer bir hakemlik sisteminin oluşmasını sağlayan ilk gelişmeler olmalıdır.
Antik Mısırlılar vücutlarının kuvvetlendirmek ve eğitmek amacı ile sporla ilgilenmiş ve bu eğitimlere özel bir ilgi göstermişlerdi. Giza'daki büyük Sphynx'in civarında bulunan Amenophis II stelinde toplumun yüksek tabakalarının spor uygulamaları yapılmış. Bunlar Antik Mısır'ın geniş yayılım alanında oldukça popüler spor faaliyeti ve eğlencelerin varlığını göstermekteydi. Özellikle at sevgisi, okçuluk, koşu, kürek çekme hünerleri ile gurur duyan Amenophis II (MÖ. 1450-1425), bu hünerlerini mezarına dahi çizdirtmişti. Bunlardan bazıları Firavun Tuthmsis IV (MÖ. 1425-1405) içinde doğruydu ve benzer şekilde spor faaliyetlerini mezarına işletmişti. Mısır'ın yaşam damarı olan Nil nehri spor faaliyetleri için büyük avantaj sağlıyordu. Antik Mısırlıların en hoşlandıkları eğlence Nil'in etrafındaki çamurlu bataklıkta macera ile karışık av sporları yapmaktı. Su kuşları, timsahlar ve Nil hayvanları firavunlar için bir tür cesaret sınama uğraşlarıydı.
Mısır'ın en büyük festivalı Heb Sed festivallerinde Firavun Setos I (1318-1299) Mısırlıların fiziksel uygunluklarını gösteren bir sembol olarak koşu programında katılımcı olarak gösterilmişti. Beni Hassan'da (Orta İmparatorluk MÖ 2065-1585, Amenemhat Dönemi (MÖ 2000-1970) XI-XII. Sülale) bulunan resimlerde de çeşitli pozisyon ve harakette spor uygulamaları gösterilmekte ve başarı ile uygulanmaktaydı. Saqqara'daki Vezir Ptah Hotep'ın (Eski İmparatorluk MÖ. 2778-2413) mezarında pozisyon almış bir boksörler birbirlerine vurmaya çalışırken yüzlerini koruma çabası içinde de oldukları görülmektedir
Mısır konusunda bilinen en uzman isimlerden biri olan Tarek El-Awadi'nin araştırmaları, Antik Mısır'da sporun iki kategoride değerlendirildiğini gösterir. İlk kategori eğlence için olandı ve bunlar gymnastik, akrobasi, avlanma, yüzme ve yüksek sıçrama ya da atlama gibi daha özel bir antrenman ya da çaba gerektirmeyecek spor dallarıydı. İkinci kategori ise savaşçıların ve kralların vücutlarını geliştiren mücadeleye dayalı sporlardı. Askeri görevlilerin ya da rahiplerin düzenleyebildikleri bu yarışlar gençlerin kaslarını güçlendirilmek içindi. Bu sporlar savaşlar için gençlerin sağlıklı ve dinç kalmasını sağlıyordu. Boks, güreş, binicilik, maraton ve atıcılık gibi zorlu sporları içermekteydi.
Maraton yarışları Mısır spor faaliyetleri içinde en önemlisi olarak biliniyordu. Maraton, hem bir kişinin fiziksel gelişimi için gerekli unsurları hem de dinsel bir amaç için önemliydi. Maraton, Krallar kuşağının etkisinde Heb-Sed kutlamaları boyunca Firavunlar tarafından da uygulanırdı. Maraton'un amacı yeni bir güç ile donatılma, gençleştirip canlandırma, cesaretlerini karşılaştırma yapmak içindi. Bu kutlamaların en önemli ritüellerinden biri, Firavun tarafından kendi Piramidi ya da mezar yapıları etrafında bir maraton koşusu yapmaktı.
Beni Hassan'da (Orta İmparatorluk MÖ 2065-1585, Amenemhat Dönemi (MÖ 2000-1970) XI-XII. Sülale) bir sahnede bir arkadaşının sırtında birbirlerini yakalama oyunu oynayan gençler ve iki ya da üç topla Juggling (hokkabazlık ) yapan kız grupları gösterilmekteydi. Buradaki kızlar bir başka sahnede ayakları ile birbirlerine pas verirken ya da topa vururken betimlenmişlerdi. Bu bugünkü bilinen futbolun en erken betimlemelerdir. Günümüzdeki hokeye benzer bir oyun ise, uzun raketler ile küçük bir top ile iki oyuncu tarafından oynanmaktaydı. Hokey çubukları palmiye yapraklarının saplarından yapılmış, kavisi ve sonunda ki kalınlığı ile bugünkü kullanılan hokey çubuğuna benzemekteydi. Hokey topu yarım daire şeklinde iki deri parçasının katlanması ve papirus ipliklerinin sıkıştırılması ile yapılmıştı. Bu ilkel hokey oyunu Hawass'ın işaret ettiği gibi hala ülkenin bir tarafında Hoksha olarak bilinen bir oyun olarak da oynanmaktadır.
Gymnastikler ve akrobatik harekatlar Antik Mısırlıları ince ve güçlü tutacak şekilde icat edilmiş sporlardı. MÖ 2000 den daha önce Deir Al - Medina'da vücudun esnekliği ile geriye doğru eğdiği vücudundan ellerini arka zemine dokunduran bir gymnastik alıştırması betimlenmişti. Bugünkü en genel gymnastik pratiklerinden biri olarak bilinmektedir.
GREKLERDE SPOR VE OLİMPİYAT OYUNLARI
Greklerde sporu Olimpiyat oyunlarından ayrı düşünmek olanaksız gibidir. Öyle ki Greklerde spor faaliyetleri ve oyunlarından bahsetmek Olimpiyat oyunlarından bahsetmek ile eş değerdi. Sporcular bile çalışmalarını Olimpiyat oyunların katılmak ve kazanmak için yaparken, şehir devletleri de onlara maddi ve manevi destek (sponsor) olarak isimlerini duyuruyorlardı. Olimpiyat oyunları, Grek yaşamında sadece spor faaliyetleri olarak değil toplumlarının birleşmesi, sanat ve takvim gibi özel durumlarında belirleyicisiydi. Greklerde takvimin akışı dört yılda bir düzenlenen Olimpiyat oyunlarının göre belirlenirdi. MÖ. 5. yüzyılda yaşamış Elis'li filozof Hippias'ın ilk kez MÖ. 776 yılında başladığını bildirdiği oyunlar, geriye doğru 1.Olimpiyat 2. Olimpiyat diye devam ederek sayıldı ve birçok önemli olay bu sıralamaya göre tarihlendi. Olimpiyat oyunlarının en başarılı sporcusunun ismi ise iki Olimpiyat oyunu arasındaki dört yıllık süreye verilirdi. Sanatsal olarak ise Olimpiyat oyunlarında başarı kazanan sporcular, Antik Grek heykeltıraşları ve vazo ressamlarının çalışmalarına protip oluşturuyorlardı. Heykeltıraşlar bu sporculara göre mükemmel sporcu veya ideal insan heykelleri yapıyorlardı. Kahramanlar çağında (Homeros dönemi) ölen kahramanların arkasından anısına oyunlar ve yarışmalar düzenlendiği bilinen bir gelenekti. Homeros'un İlyada'sında Akhilleus ölen arkadaşı Patraklos için at yarışları düzenletmişti. Fakat özel olarak spor yarışmaları için düzenlenmiş oyunlardan bahsetmek oldukça zordur. Olimpiyat oyunları üzerine MÖ. 6 yy. dan sonra yazılan yazılar, Olimpiyat oyunlarının mitolojik başlangıcı üzerine bilgiler vermeye başlamıştı. Thebai'li Lirik ozan Pindaros (MÖ. 518/522- MÖ. 446) Olimpiyat oyunlarının başlangıcını Herakles öyküsü ile başladığını bildirmişti. Aslında Olimpiyat üzerine anlatılan bir çok epizod olmasına rağmen bunların büyük çoğunluğu Herakles ile bağlantılıydı.
Bir diğer epizod ise Pelops üzerinedir, Pelops'un doğudan gelen (Anadolulu) bir kahraman olarak bilinmesi ilk Olimpiyat oyunlarının Elis'de değil de doğuda (Anadolu) başladığına inanılmıştı, çünkü Olimpiyat oyunlarının ilk başladığı dönemlerde(bu dönem Karanlık Dönem olarak anılır) Grek coğrafyası göçler ve iç kargaşa ile uğraşırken Anadolu insanları bolluk ve bereket içinde yaşamlarında eğlenceye ayırabilecek zamanı bulabiliyorlardı.
Olimpiyat oyunlarının bilinen başlangıcı MÖ. 9 yy da yaşayan Elis'li kral Iptitos'un Grek coğrafyasındaki büyük kargaşa ve sorunlara son verilmesi için başvurduğu Delphi'li kâhinin uyarısı ile başlatıldı. Kahin, Krala Olimpiya'da oyunlarının başlatılması durumunda sorunların azalacağını ve Grek kabilelerinin birleşebileceğini bildirdi. Bundan sonra düzenlenen Olimpiyat oyunları sırasında tüm Grek coğrafyasında barış ilan edilip savaşlara Olimpiyat oyunları süresince ara verildi. Olimpiyat sırasında savaşmaya devam eden site devletlerine ve yolcular ile sporculara zarar verenlere ağır cezalar getirilerek bu barış durumu korunmaya çalışıldı. Olimpiyat oyunlarının başlama tarihinden bir kaç ay önce spondophoroi adı verilen Olimpiyat elçileri yada habercileri yola çıkarak (günümüzde Olimpiyat ateşlerini taşıyan sporcular gibi) tüm Grek şehirlerini dolaşıyor ve Olimpiyat oyunlarının başlama tarihini bildirip barış koşullarının oluşmasını sağlıyorlardı. Spondophoroi'ler yola çıktıktan sonra dokunulmazlık ve özel yetkiler ile donatılırdı ve sonradan bunlar şehir devletleri arasında elçi olarak görev aldılar
Greklerin günlük yaşamında spor, Gymnasium adı verilen eğitim kompleksinde başlardı. Başlangıçta kent merkezi agora içinde yapılan spor ve savaş antrenmanları zamanla kentin agorasından ayrılan diğer kamu yapıları gibi özel bir yapı ile sınırlandırılmaya başlandı. Gymnasium adı verilen bu yapı şehrin biraz uzağında etrafı ormanlık doğa ile iç içe kurulan bir spor ve beden eğitimi merkezi olarak gelişti.
Bir epizoda göre ise Grekler başlangıçta Mısırlılar gibi elbise ile koşuyorlardı, fakat bir koşu yarışı sırasında elbisesi ile koşan bir koşucunun elbisesi sıyrılarak üzerinden düşünce koşucu yarışı çıplak olarak tamamlamak zorunda kalmış ve sonrasında çıplak koşmak Greklerde bir gelenek haline dönüşmüştü. Bu hikayenin doğruluğunun ötesinde Greklerin bir diğer kolu olan Dor asıllı Sparta halkının savaş hazırlığı için yaptığı antrenman sırasında çıplak kaldıkları bilinen bir gerçekti.
Koşu ya da atletizm Olimpiyat oyunlarının bilinen ilk yarışlarıydı. Koşuların yapıldığı alana stadium deniyordu. Bazı bilim adamlarına göre seyirciler için oturma yeri yapılmadığı için Stadium ayakta duran demekti. Bu koşucular için değil izleyiciler için kullanılmış bir terimdi, Olimpiyat oyunları başladığında koşuların yapılması için yapılmış bir stadium olmadığından koşular iki yamaç arasındaki düzlükte yapılıyordu ve tüm izleyiciler yarışı seyredebilmek için ayakta durduklarından bu isim verilmiş olmalıydı. İlk koşular Olimpia'daki kutsal altis sınırı içinde tanrı Zeus onuruna Zeus'un kutsal sunağının etrafında yapılıyordu. Bu koşu sınırını belirleyen çizgiler ise mitolojik kahraman Herakles tarafından atılmıştı ve bunun için iki farklı mitoloji bilinmekteydi. Biri bu pistin uzunluğunun 600 Olimpik fit yani 192.3 m. kısmının Herakles tarafından 600 adım atılarak belirlendiğini bazıları ise Herakles'in bu mesafeyi bir nefeste koştuğunu söylerdi. Atletizm yarışları başlıca üç kategoride gerçekleşirdi, Stade yada Stadion, Dolikhos, Diaulos ve stad yarışları olarak bilinen diğer yarışların mesafelerinde farklılıklar vardı.
Stade yada stadion, stadium'un bir uzunluğundan meydana gelirdi
Diaulos, çift stadium yada iki uzunluk olarak koşuluyordu
Silahlı yarış ta ise, atletler bir başlık, kalkan ve zırh taşıyarak koşuyordu.
Antik dönemin bilinen en iyi koşucusu Rhodos'lu Leonidas'dı. MÖ. 164-152 arasında 12 yıl üç Olimpiyat yarışında üst üste tüm koşu yarışlarını kazanan Leonidas, memleketlileri tarafından tanrılaştırılmıştı. Antik dönem koşucularının başlama ve koşma taktiklerde günümüz modern koşucularınınkinden farklı olduğu söylenemez. Kısa mesafe koşucuları diz çökmüyordu ama parmaklarını koyacakları açıklık yapılmıştı. Koşucular ayakta duruyor bir ayak ilerde ve eller açık bir şekilde "apite" yani başla işaretini alır almaz çıkış yapıyorlardı. Hatalı çıkış yapanlar yada hile yapanlar ise hakem tarafından cezalandırılıyordu
Modern cirit atma bir kaç küçük değişiklik hariç birçok özelliğini ciritin erken kullanımından almış olmalıydı. Cirit bilindiği üzere erken dönemlerden beri savaşlarda önemli bir silah aleti olarak kullanılıyordu. Bu nedenle cirit sırığına daha hızlı ve düzgün gitmesi için sırım bağlanıyordu. Sporcuların cirit sırığı askerlerinkinden farklı olarak hafif olması için mürver ağacından yapılıyordu. Atıcı cirit sırığını deri bir ip ile ilmik yaparak tutardı bu onun atmasını kolaylaştırırdı. Zaten amaç en uzağa atmaktı ve cirit sırıklarının ucu düştükleri yere batması için sivriltilerek kullanılırdı. Atlet, ciriti sağ elinde yatay olarak tuttuktan sonra hız alır ve durma noktasına kadar koşar ve bir yandan da kuvvet almak için bir elini ileri uzatırdı. Antik dönem vazolarında genelde bir atıcı üç sırık ile gösterilirdi bu atıcının üç hakkı olduğu anlamına gelirdi. Antik dönemki uzun atlama modern uzun atlamadan farklılıklar taşıyordu. Modern uzun atlamadaki koşarak başlama antik dönemde bilinen bir uygulama değildi. Antik dönemde bilinen tek atlama sporu modern dönemdeki gibi bir koşu ile başlamadığından, sporcu durduğu yerden büyük bir güç sarf ederek ve özel teknikler kullanarak yapıyordu. Bu sporun hem uyum zorluğu hem de teknik zorluğu antik dönemde bile kabul ediliyordu. Sporcular daha uzun atlayabilmek için "halteres" adı verilen ağırlıkları kullanıyorlardı.
Sıçramanın başında sporcu elindeki ağırlığı olabildiğince ileri uzatması ile öne doğru hız alıyordu ve havada iken düşme yerini biraz daha artırmak için ise hızlı bir şekilde ağırlığı arkaya çekmesi ile tamamlanıyordu. Atlayıcının ayak izleri onun sınırını belirliyordu ama antik dönemde belirgin iz bırakmayan sporcuların diskalifiye edildiği söylenmekteydi. Antik dönemde bilinen iki ünlü atlayıcıdan birisi disk atıcısı olarak ta bilinen Kroton'lu Phaullos'du, 16.3 metre atlamıştı, Spartalı Khionis ise16.7 metre atlamıştı. Fakat bu kadar uzun atlamanın sırrı, antik dönemde uzun atlamanın bir kaç aşamalı olması ile ilişkiliydi. Çünkü modern atlama en fazla tek atışta 8. 95 m yapılabilmekteydi. Üçlü atlama rekoru ise 18.29 m'dir. Anlatıldığına göre Phaullos uzun atlama sırasında hızını alamamış ve skamma yani kum çukurunun daha ilerisine, sert zemine düşerek bacağını kırmıştı.
Disk atma, teknik açıdan günümüz sporuna benzese de diskin kendisi zamanla farklılık gösterecek tarzda değişikliklere uğradığı söylenebilir. Antik dönemde hem disk hem de büyük küresel toplar (lithobolos) kullanılıyordu ama küresel toplar daha çok ağırlık merkezli uzak atmalardı ve çok yaygın değildi. Günümüzde bile Avrupa'nın bazı yerlerinde oldukça ağır topların uzağa fırlatılması oyunu sürmektedir. Antik dönemden bilinen en ağır top atma rekoru 143 kilo ile Phalos'un oğlu Bubon'dadır. Ve şimdi bu top Olympiya müzesinde durmaktadır. Başlangıçta küre şeklinde kullanılmışsa da zamanla disk avantajlı durumundan ve kavranabilirliğinden dolayı daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Disk ve disk atma, günümüz diskine benzer kurallar ile gelişmişti. Günümüze kadar antik dönem disklerinden bronz, mermer ve bir adet de kurşundan yapılmış olanı ulaşmıştı. Bunların çapları 17 ile 35 cm arasında değişmekte, ağırlıkları ise 2.5 kg dan 6.5 kg arasında değişmekle birlikte ortalama kullanılan ağırlık 4 kg olarak kaydedilmişti. Olympiya'da Sikyonlular hazine binasında saklanan üç disk yarışmalarda hile olmaması için özel hazırlanmıştı. Antik çağda günümüzdeki atış çemberinin etrafında ki gibi bir korumanın olup olmadığı ve atış sırasında yaşanan kazalardan hiç bahsedilmemişti. Günümüz modern disk ağırlığı 4.5 kg olmasına rağmen atılabilen uzaklık 67 m. üzerindeyken antik dönemde bilinen rekor Phaullos'a ait olan 30 metrelik olanıdır. Antik dönemde disk atıcısı hakkında yazılmış bir yazıda, disk atıcısının diskin kaymasını önlemek için diski ve elini toprak ile ovduğunu sonrasında temizledikten sonra parmaklarını yerleştirdiğinden bahseder. Bu yapılan uygulama günümüzde hem halterci hem de disk atıcıların uygulaya geldikleri bir yöntem olarak bilinmektedir.
Dövüş sporları içinde tanımlanan Güreş, dünya üzerinde gelenek olarak uygulana gelen tüm güreş sporları ile hemen hemen benzer özelliklere sahipti. Güreş insan doğasında bulunan en doğal aktivitelerden biri olmalıydı ki, savaş veya spor uygulaması arasında çok fark oluşmamıştı. Grekler erken dönemlerden beri kahramanlarını ve tanrılarını ya birbirleri ile ya da hayvanlar ile güreşir şekilde betimlenmişlerdi. Herakles'in on iki görevinden biri olan Nemea aslanı ile boğuşur şekilde güreşmesi ya da Herakles ve Antaios'un güreşleri hem heykelde hem de resim sanatında oldukça önemli yer edinmekteydi. Antik dönemde güreş ve diğer dövüş sporları Palaistra'da yapılırdı. Palaistra'da yağlanma odası (eliothesium) ve pudra odası (konisterium) dahil bir çok oda ve gelişmiş banyo temizlenme odaları mevcuttu. Özellikle kötü havalarda güreşçiler için önemliydi ve kum torbası, ağırlık için aletler barındırıyordu. Antik dönem bilinen bir kaç tip güreş karşılaşması vardı. Bunlardan en bilindiği ve önemlisi güreşen iki sporcunun günümüzdeki karakucak güreşleri gibi güreşçinin sırtının veya kalçasının üç kez yere değdirilmesi ile kazanılıyordu. Bunun galibine yaptığı üçlemeden dolayı trebler deniyordu, diğer çok bilindik güreş ise hemen hemen pankration (boks ve güreş karışık) mücadelesine çok benzeyen karışık güreşti. Bu yer güreşi olarak ta biliniyordu ve amaç rakibi etkisiz hale getirip pes dedirtmekti. Her iki tip içinde özel güreş alanı yapılmıştı ve güreşi sadece bir spor değil eğlence amaçlı bir hale getirmişlerdi. Sporcuların yağlanarak yaptıkları bu spor için kumlu alan ile su ile sıvı hale getirdikleri balçık alan da güreşiliyordu. MÖ. 6 ve 5 yy. büyük güreşçilerin çağıydı. Özellikle Krotonlu Milo, Karystuslu Glaucus, Thasoslu Theagenes'di. Theagenes gücünü dokuz yaşında pazarda bronz bir heykeli omzuna alıp taşıyarak göstermişti. Güreş ve kuvvet üzerine en çok epigramı bulunan Krotonlu Milo, tam anlamıyla irileşene kadar her gün bir erkek dana kaldırarak ağırlık antrenmanları yapmıştı. Fakat Aeotia'lı çoban Timotheos tarafından yenilmişti. Milo'nun zorlukla kaldırabildiği büyük kaya parçasını ilk önce dizlerin hizasına, sonra omuzlarına kaldırdı ve onu on altı yarda (uzunluk birimi) taşıdıktan sonra fırlatmıştı. Onun gücünün en iyi kanıtı aslında iki danayı tutup ayaklarından hızla kaldırmasıydı. Milo, bir epigrama göre, Olimpiya'da Altis civarında, dört yaşında bir düveyi taşıdıktan sonra aynı gün içinde onu yemişti.
Bir diğer dövüş sporu da güreş gibi insan doğasında bulunan boks'tur. Boksta en etkin dönemlerini güç ve kuvvetin bir sporcu kimliğinde en çok sevildiği MÖ. 6 ve 5 yy. larda çok önemsendi. Antik dönemlerde boks üzerine yazılmış en güzel epigram olasılıkla MS 2. yy. da yaşamış Pausanias'ın Yunanistan'ın rehberindeki Glaukos hikayesidir. Pausanias'ı anlattığına göre, Antik dönemin en büyük boksörü Glaukos aslen çiftçiydi. Bir gün tarlada çalışırken sapan demiri sapandan ayrılınca, babasının gözleri önünde, yumruklarını çekiç gibi kullanarak, parçaları birleştirdi. Bundan çok etkilenen babası oğlunu Olimpiyat oyunlarına götürdü. Glaukos boks karşılaşmalarında finale kadar yükselmesini başarmıştı. Ama deneyimsizliği, ilk turda çok ceza almasına ve yaralanmasına neden olmuştu. Finalde son rakibinin karşısına çıktığında yaraları ve yorgunluğundan zor durumdaydı ve tam pes edeceği zannedildiğinde babası kenardan oğlum sabanı hatırla diye bağırınca, Glaukos rakibine öyle bir darbe indirdi ki karşılaşma o anda sona erdi Antik dönemde Glaukos'un bilinen macerasından sonra Anadolulu boksörlerin hikayesi önemli yer tutar. Özellikle MÖ. 7 yy. ilk çeyreğinde Olimpia'da şampiyonluk kazanan Smyrna (İzmir) li Onomastos bokstaki üstün yeteneği ile boksa kurallar getirdiği anlatılır. Fakat antik dönem boksu ringte yapılmadığından köşeye sıkıştırılma derdi olmuyordu. Buna rağmen sporcular birbirlerini öldüresiye dövebiliyorlardı. Bir boks karşılaşması için önemli olan boks eldivenleri ise her zaman vardı. Ortalama 4 m olan deri ve yağlı ipler ile ellere sarılan urganlar ile yapılıyordu. Fakat MÖ. 4 yy. dan sonra sphairai adı verilen özel bir eldiven kullanıldı ve bu eldivenin boğumları dirseklere kadar çıkmaktaydı.
Dövüşçüler genellikle rakibini en savunmasız yerine acımadan vuruyor olmalıydı ki vazo resimleri ve heykeller genellikle kaşları patlamış burunları kırık ve yüzleri yaralı dövüşçüleri betimliyorlardı. Boksun başlangıcındaki rakibi dövme ve pes ettirene kadar devam etmek yada rakibin şuursuz kalması durumu geç dönemlere doğru değişmişti. Geç dönemlerde sadece bir savunma dövüşüne dönüşen boks, bazen tek bir yumruk atmadan dahi bitebiliyordu. Bunda ise amaç kolları yorulmadan dik tutabilmek ve korunmak ile bağlantılıydı.
Antik dönemden bilinen en iyi boksör heykeli MÖ. 3 yy başlarında yapılan boksör heykelidir. Yüzündeki yara bereler ve ellerindeki eldivenler karşılaşmayı yeni bitirmiş bir boksörün yorgunluktan bulduğu ilk kayaya oturmuş halini konu almış olmalıdır. Boksörler günümüzdeki gibi antrenman sırasında kum torbaları kullanılıyorlardı ve daha zayıf olanlar için ise un torbası öneriliyordu. Antik boksun bir diğer özelliği ise iyi kullanılan ayak oyunlarıydı. Sporcular arasında kilo farkı fazla olunca çareyi ayak oyunları ile kaçmakta bulan sporculardan bahsedilir. Güçlü Statius'dan kaçan zayıf bedenli Alkidamas bunlardan biridir. Antik dünyanın bir diğer ünlü boksörü ise Rhodos'lu Diagoras'dı. Birçok karşılaşmada ve Olimpiyatta şampiyon olan Diagoras Euthymac yani adil olarak biliniyordu.
Antik dönem Grek toplumunda çok az da olsa oynanan ve Olimpiyat oyunlarında yer almayan bir diğer spor ya da oyun ise hokeydir. Çok fazla betimleme ya da örnek olmamasına rağmen Mısır toplumunda görülen hokey oyununun hemen hemen benzeri olmalıdır. İki sporcu ellerindeki uçları kıvrık uzun sopalar ile oynadıkları oyun bilindiği üzere MÖ. 6 yy. da Atina sur duvarlarında kullanılan bir kabartmada betimlenmiştir. Benzer şekilde Antik Greklerde yüzmenin bir spor olarak değerlenip değerlenmediği bilinmemektedir. Ancak Greklerin denizci bir toplum olması göz önüne alındığında yüzmeye özel bir spor kategorisi ile bakmadıkları anlaşılabilir.
Antik dönemde birincilik ve zafer kazanan sporculara Olimpiyatlar sırasında özel olarak büyük hediyeler verilmiyordu. Bunun yerine onları sadece onursal olarak çelenkler ile taçlandırıyor, şehrin kalbi olarak adlandırılan Prytaneion adlı misafir ağırlama evinde şampiyonlara eğlence ve ziyafet verilirdi. Olimpia'daki zeytin yaprakları için Zeus tapınağının arkasındaki kutsal ağaçtan yararlanıyorlardı. Bu çelenklerin dışında atletlerin başına kırmızı kurdelelerden bant bağlanıyordu. Bu zafer işareti olarak da algılanıyordu. Büyük şampiyonların kentlileri tarafından heykeli dikiliyor ve ömür boyu rahatlığı sağlanabiliyordu.
Atletlerin yani sporcuların temizliği için ise Gymnasium ve Palaistra'daki banyolar kullanılıyordu ama bunun dışında geliştirilmiş bir tür temizlik aleti de mevcuttu. Sporcu vücudunu güneşten ve topraktan korumak için ilk önce zeytinyağı ile yağlanır sonrada kum ile kapatırdı. Kum vücudundaki teri ve sıvıyı kontrol ederek de sporcuyu rahatsızlanmalardan korurdu. Karşılaşmaların yada antrenmanın bitmesi ile sporcu strigilis adı verilen bir tür temizlik aleti ile vücudundan yağı ve kumu sıyırarak temizlerdi. Daha sonra ise deniz süngeri ile banyolarda yıkanarak temizliklerini bitiriyorlardı. Antik Olimpiyatların günümüz Olimpiyatlarından en fark edilebilir yani ise Antik Olimpiyatlara kadınların katılamamasıydı. Genç kızların yani bakirelerin girmesine izin verilen oyunlara evli kadınların girmesi kesinlikle yasaktı. Buna rağmen bu yasaklar bazı özel durumlarda delinebiliyordu. Bunun dışına kadınlar çok geniş kapsamlı olmasa da sadece koşu yarışlarında kendilerine özel bir tür spor yarışları yapıyorlardı. Hera oyunları olarak adlandırılan oyunlar farklı yaş grubundaki kızların koşu yarışını içeriyordu.
Bu yazı AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ den alınmıştır.



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.