BİR ŞEHRİN DOĞUM SANCILARI
Küçücük ellerin var. Elinin bilekleri boğum boğum…
Hatta kulakların bile var, neredeyse bizimki kadar simetrik.
Düğme ebatlarında bir burun dudaklarının üzerine konmuş.
Kokunu anlatmak mümkün değil. Çilekli dondurmayla, uykusuz geceleri anımsatan bir bardak ılık sütün kokusunun karışımı.
Ve sen her şeyden habersiz yaşarken, oyuncakları anlamsızca ağzına götürüp, tadını beğenmediğin şeylere yüzünü buruştururken, ıkına sıkına kakanı yapıp, en iyi jimnastikçilere taş çıkarırcasına ayaklarını kafana kadar değdirirken, dışarıda hayat aynı hızla devam ediyor.
Bebeğim, her geçen gün büyüyorsun ve çok kısa bir süre önce hayata açtığın gözlerinle yeni bir hayatın ışıltısını taşıyorsun.
Ama bu ŞEHİR senin varlığına ne kadar hazır?
Minik bebeklikten küçük çocukluğa terfi ettiğinde adımlayacağın, kaydırağından bin farklı şekle girip kayacağın, salıncağını eskiteceğin parklar nerede?
Çocuksu oyunlarını, misketlerini, bisikletini paylaşacağın sokak araları nerede?
Üstü imzalı futbol topunu paylaşacağın arkadaşların, bir uçtan bir uca koşturacağın sahalar nerede?
Kedilerle, köpeklerle hatta bilmediğin bir sürü hayvanla tanışacağın, arkadaşlık kuracağın özgür alanlar nerede?
Kendini yeşillerin içine atacağın, hain bir arının şeker pembesi parmaklarını sokmasıyla ağlama krizine gireceği n kocaman piknik alanları nerede?
Maçın en heyecanlı yerinde topunu esir alacak, camını kırdığın bakkal amca nerede?
Sokaklar yok, oyunlar yok, çocuklar yok…
Artık herkes evinde, bilgisayarın başında, sanal hayatlarında…
Rüzgarı kovalayıp bütün güçleriyle topa vurmayı bilmiyorlar bilgisayarın mouse’u olmadan…
Tüf tüf tabancaları yerine son model bilmem ne silahlarıyla nişan alıp ateş ediyorlar bilgisayar oyunlarının son versiyonlarında...
Bebekleri yerine bilgisayar ikonlarını konuşturuyorlar.
Yaa, işte bebeğim, sen böyle bir dünyaya doğdun. Eskisi kadar renkli, zevkli olmayan; hatta kasvetli… DİLERİM Kİ, KEŞFEDECEĞİN SOKAKLAR, OYUNLAR, ARKADAŞLAR VE KOCA BİR ŞEHİR SENİNLE BERABER YENİDEN DOĞSUN!
Küçücük ellerin var. Elinin bilekleri boğum boğum…
Hatta kulakların bile var, neredeyse bizimki kadar simetrik.
Düğme ebatlarında bir burun dudaklarının üzerine konmuş.
Kokunu anlatmak mümkün değil. Çilekli dondurmayla, uykusuz geceleri anımsatan bir bardak ılık sütün kokusunun karışımı.
Ve sen her şeyden habersiz yaşarken, oyuncakları anlamsızca ağzına götürüp, tadını beğenmediğin şeylere yüzünü buruştururken, ıkına sıkına kakanı yapıp, en iyi jimnastikçilere taş çıkarırcasına ayaklarını kafana kadar değdirirken, dışarıda hayat aynı hızla devam ediyor.
Bebeğim, her geçen gün büyüyorsun ve çok kısa bir süre önce hayata açtığın gözlerinle yeni bir hayatın ışıltısını taşıyorsun.
Ama bu ŞEHİR senin varlığına ne kadar hazır?
Minik bebeklikten küçük çocukluğa terfi ettiğinde adımlayacağın, kaydırağından bin farklı şekle girip kayacağın, salıncağını eskiteceğin parklar nerede?
Çocuksu oyunlarını, misketlerini, bisikletini paylaşacağın sokak araları nerede?
Üstü imzalı futbol topunu paylaşacağın arkadaşların, bir uçtan bir uca koşturacağın sahalar nerede?
Kedilerle, köpeklerle hatta bilmediğin bir sürü hayvanla tanışacağın, arkadaşlık kuracağın özgür alanlar nerede?
Kendini yeşillerin içine atacağın, hain bir arının şeker pembesi parmaklarını sokmasıyla ağlama krizine gireceği n kocaman piknik alanları nerede?
Maçın en heyecanlı yerinde topunu esir alacak, camını kırdığın bakkal amca nerede?
Sokaklar yok, oyunlar yok, çocuklar yok…
Artık herkes evinde, bilgisayarın başında, sanal hayatlarında…
Rüzgarı kovalayıp bütün güçleriyle topa vurmayı bilmiyorlar bilgisayarın mouse’u olmadan…
Tüf tüf tabancaları yerine son model bilmem ne silahlarıyla nişan alıp ateş ediyorlar bilgisayar oyunlarının son versiyonlarında...
Bebekleri yerine bilgisayar ikonlarını konuşturuyorlar.
Yaa, işte bebeğim, sen böyle bir dünyaya doğdun. Eskisi kadar renkli, zevkli olmayan; hatta kasvetli… DİLERİM Kİ, KEŞFEDECEĞİN SOKAKLAR, OYUNLAR, ARKADAŞLAR VE KOCA BİR ŞEHİR SENİNLE BERABER YENİDEN DOĞSUN!


